İlkçağlardan beri okuyup yazan insanların hünerli, bilge, münevver insanlar olduklarına inanıldığı için hep saygı duyulmuştur. Okuryazarların yok denecek kadar az olduğu dönemlerde kutsal kitapları okuyup yorum yapabilmek, dolayısıyla bir kaynağa dayanarak günlük olayları açıklamak önemli bir beceriydi. Günümüzde okumanın, okuyanın ve okulun saygınlığından söz edilebilir mi?

Hızlı dönüşümlerin tanığı olduğumuz bir çağda, ‘okuma’ya, ‘okul’a ve dolayısıyla okuyana yüklenen anlamlar da önemli sarsıntı geçirmektedir. Artık çeşitli derecelerde okullar bitirmek, eskilerin tabiriyle ‘adam’ olmaya yetmemektedir. Çoğu durumda yüksek lisans ya da doktora yapanların bile işsiz kalması, sıradan bir olay haline gelmiştir.

 Bu gelişmeler, yükseköğrenim gören öğrencileri de derinden etkilemektedir. Nasıl olsa üniversite öğrenimi görmekle bir meslek edinemeyecekleri gibi bir umutsuzluğa kapılmaktadır. Bir yükseköğrenim kurumundan mezun olanlar, eğitim-öğretim kurumlarımızın üretime dönük olmaması nedeniyle, öğrenim gördükleri alanın dışında başka bir iş kurmakta zorlanmaktadır.  Böylece yalnızca devletten iş bekleyen üniversite mezunu işsizler ordusuna her mezuniyet döneminde yenileri eklenmektedir.

Görülüyor ki okumak ve okulun bir devlet dairesinde iş bulmaya dayalı işlevi önemli bir değişime uğramıştır. Okumanın Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi toplumu aydınlatma ideali de kalmamıştır. Okumak, giderek sokakta rastlanan yurttaşların “boş zamanlarımda kitap okuyorum” cümlesine indirgenmiştir. Okumak, “boş zaman” işi oluyorsa, herkesin çok dolu olduğu sanılabilir. Bu da büyük bir yanılgıdan başka bir şey değildir.

Kuşkusuz bir yükseköğrenim kurumunu bitirmek devletten bir iş beklentisi olsa da olmasa da bir ayrıcalıktır. Ne var ki günümüz koşulları dikkate alındığında, yalnızca devlete bel bağlamak hayal kırıklıkları yaratabilmektedir. Bununla birlikte okumak, bireyin kendi gelişimiyle ilgili bir etkinlik olarak değerlendirilmelidir. Yani giyim, kuşam, yemek vb. gibi zorunlu gereksinimler arasında yer almalıdır.

Bu noktada ilköğretimden başlayarak öğrencileri bir beceri kazanmaya ve üretime yönlendirmek devlete düşmektedir. Yığılmaların önüne geçmek için okulların adını değiştirmek yerine, ilköğretimden başlayarak her aşamadaki öğretim kurumu, öğrencilerine birden fazla beceri kazandırmaya odaklanmalıdır. Çünkü çağımızdaki teknolojik dönüşümler çok yönlülüğü gerektirmektedir.

Böyle bir amacın gerçekleştirilmesi için ülkemizin yeterli eğitim deneyimine sahip olduğu gönül rahatlığıyla söylenebilir. Yalnızca Köy Enstitüleri deneyimi bile, öğrencilerin birden çok beceri kazanmasının kapılarını açabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.