2010 yılından beri Suriye’de yaşanan iç savaş ve sürekli çatışma ortamından kaynaklanan göç dalgası; Suriye ile sınır olmamız, dinsel, kültürel ortaklıklarımızın olması ve sınırda yaşanan karmaşa nedeni ile göçün kontrollü olmaması, kayıtların ve dağılımın gereken özende yapılmaması ve daha birçok problem ile Suriye’den göç eden nüfusun yaklaşık %45-50’sinin bizim ülkemizde kalmasına ve bu nüfusun önemli bir kısmının da (yaklaşık 500 bin gibi) Mersin’de ikamet etmesine sebep olmuştur. Mersin’de göç ile gelen nüfusun dağılımı şehirde belli bölgelerde yoğunluk göstermiştir. Özellikle Mezitli Belediyesi ve Akdeniz Belediyesi sınırları içinde ikamet ettikleri biliniyor. Bunun dışında meskun mahallerde Çadır kentler oluşmuş, tarım işçileri olarak yol, elektrik, su, kanalizasyon gibi temel alt yapı hizmetlerinin götürülmediği, çocukların eğitimden mahrum oldukları, sağlık hizmetlerinin olması gerektiği gibi verilmediği, sanitasyon ve hijyen koşullarından uzak, gebe ve bebek takibinin, aşılama hizmetlerinin yapılmadığı bir çok bulaşıcı hastalığa davet çıkarır bir yaşam ve çevre koşullarında yaşamlarını idame ettirmek zorunda kaldıklarına gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerle şahit olmaktayız.
Öncelikle “Göç”ün hem göç eden hem de göç edilen toplumlar için kolay bir süreç olmadığını her iki tarafından göçten olumsuz etkilendiğini ve göç eden nüfusun çok az bir kısmının geri döndüğünü, çoğunlukla göç edilen yerde yerleşik düzeni tercih ettiklerini ya da başka bir ülkeye gitmeyi tercih ettiklerini görmekteyiz. Tarih boyunca yaşanan tüm göç olgularında süreç böyle işlemiştir. Yani Suriye göçünde gelen insanlarla uzun süre birlikte yaşayacağımızı ve hatta tarihsel bir birliktelik oluşturabileceğimizi aklımızın bir köşesinde tutmakta ve konuya bu şekilde yaklaşmakta fayda var. Zira olayı bu şekilde değerlendirmeye başladığımız da onların yaşam kalitesini, sağlık, eğitim ve insanca yaşam hakkının sağlanması gerçeğine sadık kalarak bu insanlar için yapılan tüm gayretlerin ve çabaların ne kadar değerli olduğunu ve aslında entegrasyon sürecinin hızlı, doğru ve olması gerektiği gibi işlemesine yapılan katkıların kendi geleceğimize, kendi toplumsal dinamiklerimize katkı sağlayacak bir süreç olduğunu anlamış oluruz. Bu gerçekten kaçamayız ya da yadsıyamayız. Savaş ve neden olduğu göç olağan dışı bir durumdur ve sonuçları da Halk Sağlığı sorunu olarak değerlendirilmelidir. Bazen meslektaşlarımızdan dahi hiç duymak istemediğimiz serzenişlere şahit oluyoruz; “bizim insanlarımızın, kadınlarımızın bir çok problemi varken neden hekim örgütü olarak Suriyeli göçmenlerle ilgileniyoruz” diye. İşte yukarda da saydığım tüm gerekçeler neden bu işi kendimize dert etmemiz gerektiğinin, sağlıklı bir toplum oluşturmak istiyorsak hekimler olarak koruyucu ve sağaltıcı sağlık hizmetlerini bu insanlara daha fazla götürmenin görevimiz olduğunu daha çok kavrayabiliriz. Aynı zamanda sağlık hizmeti ve sağlık çalışanları savaş dönemlerinde barışın köprüsüdür. Çünkü savaşanlar kimler olursa olsun, sağlık hizmetine gereksinim duydukları andan itibaren sağlık çalışanları bu kişilere eşit mesafededirler. Bu açıdan sağlık çalışanlarının ve meslek örgütlerinin barışın oluşturulması ve korunmasındaki katkıları vazgeçilmezdir. Bu noktada sağlık meslek örgütlerine düşen görev uluslararası insani hukuk ilkelerinin ve barışın savunucusu olmak, bu ilkelerin yaygınlaşmasını tüm sağlık çalışanlarına ve topluma ulaşmasını sağlamak, barışa doğru mücadele etmek ve çatışma döneminde uygulanıp uygulanmadıklarının denetimini sağlamak ve bu çerçevede yeni araçlar geliştirmektir. Yine meslek örgütümüz savaş ve göç gibi olağan dışı durumlarda halk sağlığının korunması açısından “Devlet” ile “Toplum” arasında gösterdiği duyarlılık ile kurumları göreve çağırma ve hizmetin aksamamasında insan ve ekipman gücüyle önemli bir rol üstlenmektedir. Bu amaçla düzenlenecek olan 4.Türk Tabipler Birliği Kadın Hekim ve Kadın Sağlığı Kongresinin temasının Savaş ve Kadın olmasının çok yerinde bir karar olacağını düşündük. Biliyoruz ki Savaştan en çok Kadınlar ve sonrasında çocuklar olumsuz etkileniyorlar. Sağlığın, iyi olmanın tek koşulu olmadığını biliyoruz. Sosyokültürel ve Ekonomik parametrelerde ki bozukluklar ya da Hukuki Düzenlemelerin yeterince adapte edilmemesi de Sağlığı etkileyen parametrelerdir. İşte tam da bu gerekçeler ile Kongremizde ki oturum başlıklarını çok geniş tuttuk. Türkiye’nin en iyi Üniversitelerinden çok değerli Akademisyenlerin katılımı ile sorunu çok boyutlu ele alacağız. Hedefimiz Toplumun tüm kesimlerini Savaş-Göç ve beraberinde getirdiği sorunlara duyarlı kılmak, yaşanan uyum sorunlarını gidermek için ortak dil oluşturmak ve gelecekte bizi bekleyen çok daha önemli sorunlara çözüm üretmektir. Kongremizin Mersin’in tanıtımı açısından da önemli bir değeri vardır. Tamda bu nedenle Kongreyi sahiplenmemiz ve katılımı geniş tutmamız gereklidir diye düşünüyorum ve tüm Mersin Halkını davet ediyorum. Kongre ile ilgili ayrıntılı bilgiye 4.Türk Tabipler Birliği Kadın Hekim ve Kadın Sağlığı Kongresi web adresinden ya da Mersin Tabip Odasından ulaşabilirsiniz.  
Sağlıklı Toplumlar, Sağlıklı yarınlar dilerim.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.