Mersin Anamur Bozyazı Dana Adası çevresinde kurulması planlanan Balık çiftlikleri ile birlikte gündemimiz yine yaşanabilecek olası çevre sorunlarına odaklanmış bulunmaktadır.  Toplumumuz birçok konuda olduğu gibi balık üretim çiftlikleri konusunda da iki farklı düşünce yapısı ile kıyasıya tartışmaktadır. Savunanlar istihdamın artacağını, ekonomiye canlılık getireceğini söylerken çevreciler ekolojik sisteme ciddi zararlar vereceğini, sağlığımızı bozacağını ve çevre kirliliğine neden olacağını iddia etmektedirler.

Peki, doğrusu nedir? Biz de bunu öğrenmek için akademisyenlerin ne dediğine kulak verelim dedik. Daha önceki uygulamalar ve tecrübelerin hangi noktada olduğunu ve bilimsel verilerin neler söylediğini dinlemek adına 18 Temmuz günü Silifke Belediyesi’nin düzenlediği panele katıldım ve 9 Eylül Üniversitesi’nden emekli çevre mühendisi öğretim görevlisi Doç. Dr. Enver Yaser Küçükgül’ün sunumunu dinledim. Yazımı tamamen hocamızın kurduğu cümleler üzerinden sizlerle paylaşacağım.

Türkiye’de kültür balıkçılığı 1970’li yıllardan itibaren ilk defa Yaşar Holding tarafından Gerence körfezinde başlatılmıştır. Günümüzde Gerence körfezinde 50’in üzerinde ticari şirket ve her şirketin 30-50 kafesi ve her kafeste yaklaşık 1.5 milyon balık mevcuttur. Bodrum ve Marmaris yarımadası gibi turistik ve en temiz sulara sahip olduğumuz doğamız kirletildi karaya sıfır yanaştırılmış çiftlikler nedeniyle deniz yüzeyi sobadan dökülmüş kül ile kaplanmış görünümde.

2002 yılından itibaren Balık çiftlikleri için mevzuatlar, tüzükler yayınlandı bu tüzüklerde çiftliklerin nerede kurulacağı, nasıl faaliyet göstereceği ve nasıl denetleneceği ayrıntılı biçimde yazmaktadır. Ancak pratikte karşılaştığımız örneklerin yasal mevzuatlarla örtüşmediği ve denetimin yeterli yapılmadığıdır. Kafeslerin derinliği en az 30 metre, kıyıdan uzaklığı 1100 metre yani 0,6 mil olması gerekiyor ancak yönetmeliğin ilk şeklinde bu mesafe 6 mil yani 3000 metre iken zamanla düşürülmüştür ancak İzmir körfezinde kurulan balık çiftliklerinin önemli bir kısmının kıyıda olduğunu görüyoruz. Mayıs ve Ağustos ayında su örnekleri alınarak ölçümler yapılıyor bu örneklerden biri havuzun tam ortasından diğerleri de havuzun dört bir çevresinden 20’şer metre uzaklığından alınması gerekiyor. Oysa biz biliyoruz ki bir gün sonra akıntı ile atıklar en az 60 metre uzaklığa sürüklenmektedir kirlilik.

Kirlenme ötrofikasyon (deniz ya da alıcı ortamda ki oksijen seviyesinin düşmesi ile canlıların yaşayamayacağı seviyeye inmesi-aşırı yosunlaşma) değeri Azot ve Fosfor miktarı ile belirleniyor ve bu rakamın 4’ün altında olması gerekiyor alınan numunelerin laboratuvar sonuçlarının 4’e çok yakın çıkmasını anlamlı ve manidar buluyoruz. Yönetmelik inorganik azot ve fosfor değerlerine bakılsın demiş ancak balığın atığında bulunan azot organiktir ve idrarında bulunan amonyaktır. Bu parametreleri ölçecek akredite laboratuvarlar lazım. Yine balığın atığında bulunan karbon hidrojen ile bağlanıp Metan’ı yapıyor. Azot zehirli olan Amonyağa dönüşüyor, kükürt kükürtdioksit halinde hidrojen sülfür mekanizmasını başlatıyor ve bunların tümü çevre için çok toksik maddeler ve su da hayat bitiyor oksijensizlikten.

Üretim havuzları 20-50 metre çaplı hatta orkinoslar için yapılmış olanları 270 metre çapa ulaşmaktadır. Derinliği 10 katlı apartman yüksekliğinde yaklaşık 20-30 metredir ve file ile kaplanır. Küçük havuzlarda 300 ton, ortalama havuzlarda 500, daha büyük çaplı olanlarda 1000 ton balık üretilir. Bin ton balığın bir kafesin içinde sıkışık yaşamdan ve çıkardığı tükürük, ter, gözyaşı, idrar ve katı atıkların bulunduğu ortama salınması zaman içerisinde balıklarda bozulmalara ve ölümlere neden olmaktadır. Bozulan bu balıklar aynı kafes içerisinde sağlam balıkları da olumsuz etkilemektedir. Anamur da kurulması planlanan üretim çiftlikleri için hazırlanan ÇED raporlarında da yılda bir milyon altı yüz bin balığın öleceği öngörülmektedir. Ve gerek balık ölümlerinden kaynaklanan atıkların ve gerekse üretimde kullanılan kimyasal maddelerin uzaklaştırılmasında kullanılacak atık tesislerinin yaptırılması yükümlülüğü yüklenici firmaya verilmemiştir. Oysa biz biliyoruz ki her site kendi atık sistemini kurmalı ve buna uymayan siteler çok yüklü cezalar kesilmekte iken bu devasa şirketlerin böyle bir sorumluluğu olmayacaktır. Herhangi bir körfez kirletildi ve arıtalım dediğimizde bunun bedeli 10 milyar dolardan başlar. O zaman sizin üretiminizin karlı olması mümkün mü? Çevresel açıdan karlı değil eğer bir kar varsa ortada patronadır sana bana değil?

Kültür balıkçılığına yönelme nedeni doğal balık ürünlerinin azalmasıdır. Çünkü bir takım kirlenmeler, denizin hor kullanılması (av mevsimi dışında avlanılarak troller ile türlerin üreyemeden yok edilmesi) ile birlikte küresel ısınmanın artması sonucu faydalı türler temiz sulara giderken yerine zararlı türler kalıcı olarak kalırlar. Dünyada toplam 170 milyon tona yakın deniz ürünleri üretilmekte. Midye, karides, ahtapot, yengeç dâhil. Türkiye’de kültür yetiştiriciliği 253 bin ton, avcılıkla 333 bin ton toplam 630 bin ton balık üretiyoruz. Bunun %70’ni ihraç etmekteyiz ve ihtiyacımız olan balığı Uzak Doğudan almaktayız. Temiz denizimizde yetişen balığı ihraç ediyoruz ve Uzak Doğunun pis sularında yetişen balığı alıyoruz bu çok akıllı bir iş değil sonuçta ve bunun karşılığında 100 bin ton balık için milyonlarca dolar döviz veriyoruz. 2000’li yıllarda kişi başı yılda 8 kilo balık tüketilirken günümüzde 5 kilograma düşmüştür. Yani halkımız daha az balık tüketiyor.

Sağlıklı balık sezonluk balıktır, mevsiminde açık denizde doğal ortamda beslenen ve yaşayan balık bu tanıma uyan hamsi ve sardalyadır. Ancak biz pazarda ucuz ve çok olmasından dolayı bolca bulmamız gereken bu balıkları bulamıyoruz çünkü kültür balıkçıları balık proteini yapmak adına bu balıkları alıyor ve çiftlik balıklarına yem yapıyorlar.1 kilogramın üstündeki tüm balıklar sağlıksızdır sağlıklı bir balık 300-350 gram civarında olmalıdır ve çiftlik balıkları tartıda ağır gelebilmesi için genetiği değiştirilmiş gıdalar ve hormonlarla besletilmektedir. 

Bu balıklar daha hızlı büyüsün, hasta olmasın, hasta olurlarsa çabuk iyileşsinler, ortamda bulunan yabancı bakterilerin hepsi ölsün, ağlar zarar görmesin, üstü yosun ya da yabancı madde kaplamasın diye envai çeşit ilacı, zehiri basıyorlar. Bunların hepsi çok tehlikeli, insan sağlığına oldukça zararlı ve kanserojen. Bir maddenin miktarı, ne kadar verildiği, hangi canlıya verildiği, ne kadar süre ile verildiği, o canlının sağlık durumu, yaşına göre ilaç dozu ayarlanmalı ancak milyarlarca balığı tek tek inceleyip muayene etmek mümkün mü ve bu yapılmıyor.

Yazının Devamı Yarın...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.