Günümüzde kullanılan kimyasal madde sayısı 120 milyon tür ve tüm gıda sektöründe bu kimyasallar kullanılmaktadır. Bu kimyasallar suda çözünüyor, akıntıyla sürükleniyor, su kalitesini değiştiriyor, sediment (tortu) olarak birikiyor yani kaybolmuyor. Balık yemi olarak verilen 880 kilonun 220 kilosu balığa besin olarak gidiyor geri kalanı atık olarak denizde kalıyor. Suyun dibine çöken atıklar Turnover ile yani dalga hareketleri ile suyun altının üstüne karışması sonucu yüzeye çıkıyor. Yine balık yemi olarak kullanılan bitkisel ürünlerin başında Soya ve Mısır var ve tüm bu besinler GDO’lu dur. GDO un insanlığa getireceği genetik mutasyonlardır.

Tayland da ki karides çiftliğinde Stockholm Üniversitesi’nin yaptığı araştırma oradan alınan balıkta 85 tür zararlı dezenfektan, 13 tür antibiyotik (bunların 10 tanesinin kullanılması yasak, 4 tanesinin insanda kullanımı yasaktır) tespit edilmiştir.

 Kullanılan kimyasal gruplar: Dezenfektanlar, Anestezikler, Biyositler, Hormonlar, büyüme kontrol ajanları, hastalık önleme kontrol ilaçları, parazit kontrol ve önleme ilaçları, cinsiyet değiştirme ilaçlar- bunlar sayesinde popülasyonu kontrol ediyorlar, üreme, büyüme ve canlılık aktiviteleri ilaçları, hayvan dokularında biyoaktif bileşiklerin uzun ömürlü olması için kullanılan kimyasallar… Gibi liste uzuyor.

Çevresel olumsuz etkilerine bakacak olursak: organik maddenin birikmesi dip canlılarına çözünmüş oksijen miktarının düşmesi, anaerobik ortam oluşması, hidrojen sülfür üretimi ile bakteriyel bozulma nedeniyle olumsuz etkiler yaratmaktadır. Besin türlerinin değişimi ile bakteri ve su kuşları gibi canlı türlerinin değişimine neden olmaktadır. Deniz yüzeyinde ışık geçirgenliğinin değişmesiyle deniz çayırlarını olumsuz etkilemekte. İnorganik madde birikimi dipte sabit yaşayan bitki ve hayvan türlerini olumsuz etkiliyor. Su sütununda nutrient (besin ancak burada doğal olmayan besin) artışı, askıda katı madde artışı fitoplanktan (fitoplankton suda karbonu emerek biriktiren ve zamanla dibe çöken bitki topluluğu ancak bunun aşırı artışı doğal ortamın ölmesi yani canlı yaşamına engel olması anlamına gelir) birikimine ve üretilen balığın miktar olarak azalmasına, tür bileşiminin değişimine, suda bulanıklık ve oksijen azalmasına yol açıyor. Endemik (yöreye özgü) olmayan türler ve ekzotik (egzotik yani dışarıdan gelen bulaşan) patojenler flora ve fauna (canlı ortamı bitki olmayan yani hayvan) da hassas türlerin kaybolmasına ve yerine ticari olmayan türlerin ortaya çıkmasına neden olur. Yine kullanılan kimyasallar flora ve fauna da Biyoakumilasyon (zehirli ve faydalı olmayan biyolojik ve kimyasal maddelerin bünyede birikmesi) ve Biyomagnifikasyon prosesleri ile hastalanma, zehirlenme ve tür kaybına neden olur. Dip çamurları Bentik (dip, taban) organizmaların ölümüne, batımetrinin (dip eğrisi derinlik değişimi taban haritası burada birikimler ile taban yani dip çizgisinin değişerek ekosistemin bozulacağı anlatılıyor) değişimine, yıllarca kalıcı olacak kirlenmeye neden olur. Kullanılan Antibiyotikler tüm canlılarda antibiyotik direncinin gelişmesine, hedef dışı canlıların etkilenmesine ve kimyasal kirlenmeye neden olur. Salgın hastalıklar üretkenlik kaybına, tür değişimine ve hastalanmaya neden olur. Yem ve besin maddelerinin su ortamına etkisi deniz suyunun kimyasal bileşimini bozar.

İlk çağlardan itibaren balık yetiştiriciliği yapılmıştır İzmir’in Urla ilçesine giderseniz Coromenza Krallığı’nın balık yetiştirme çiftliklerine ait kalıntılarını görebilirsiniz. Balık yetiştiriciliğinin sürdürülebilir olması için kirlilik yaratmaması gerekiyor, yaratıyorsa bunun rehabilite edilmesi gerekiyor. Balık yetiştiriciliğinin ilk yapıldığı Gerence körfezinde zemin kirlilikten dolayı 8.5 metre yükselmiştir. Yine iyi örneklerden bir diğeri Kanada yakınlarında ki Membro adalarıdır. Karadeniz de İğne ada da Membro gibi uygun bir alan olabilirdi. Çünkü ormanla deniz arasında bulunan bölgede kurulan çiftliklerden doğaya salınan atıklar ormandaki ağaçlar ve bitki kökleri tarafından elimine edilir yani doğal yoldan temizlenir ve temiz atık olarak denize kavuşur. Oysa biz ne yazık ki İğne adasına nükleer santral yapıyoruz.

 Balık çiftliklerinin istihdam alanı yaratarak çok sayıda insana iş imkânı sağladığına dair şehir efsanesine gelirsek Türkiye’de 2377 adet balık çiftliğinde 9 bin 950 kişi çalışmaktadır. Bu da gösteriyor ki her bir çiftlikte en fazla 4-5 kişi çalışmaktadır. 2017 yılında Türkiye’nin yaptığı ihracat miktarı 856 milyon dolardır oysa körfeziniz kirlendiğinde temizlemeniz için harcayacağınız para 10 milyar doları bulmaktadır. O zaman bu tesislerin bize getirdiği bir karlılık var mıdır? Kar varsa bu patronundur. Bakın Yunanistan kendi sularında balık çiftliği kurulmasına müsaade etmiyor tüm çiftlikleri bizim sularımızda neden kendi bakir doğasının kirlenmesini istemiyor, turistik bölgelerinin zarar görmesini istemiyor.

13.10.2017 tarihinde Mersin Büyükşehir Belediyesinde Meclis kararı alınmıştır şöyle diyor: Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından balık çiftlikleri konusunda belediyemize iki firma için ÇED görüşü sorulmuştur. Bunun üzerine yapılan inceleme ve araştırmalarda; balık çiftliği kurulması planlanan bölgelerde önemli doğa alanları, sit alanları, turizm gelişme alanları, turizm faaliyetleri gibi bu projelerden etkilenebilecek alanların bulunduğu görülmüştür. Ve İlimizde balık çiftliklerinin kurulmaması yönünde temenni kararı alınmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.

19 Temmuz günü ilk ÇED toplantısı yapılmış ve halkımızın haklı isyanı ile karar çıkarılamamıştır. Amerika’da ÇED raporlarının %40’ı geçerken bu oran biz de %99’dur. Sivil Toplum örgütleri, belediyeler ile birlikte halkımızın geleceğimize sahip çıkacağını umuyoruz ve yanlış olan balık çiftliği kurulması düşüncesinden vazgeçilmesini bekliyoruz.

NOT: Teknik terimlerin anlayabileceğimiz şekle dönüşmesine verdiği katkılarından dolayı Çevre Mühendisi Sayın Cenk Cenkçimenoğlu’na teşekkürü borç bilirim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.