Özellikle dar gelirliler adına kötü geçeceğini bilmek için kâhin olmanın gerekmediği 2014’ü de bir ucundan tüketmeye başladık!

Geçmişte olduğu gibi yine özel olarak kimsenin yeni yılını kutlamadın, kutlamayacağım da.

Çünkü kafalar yenilenmedikçe zaman değişmiş ne yazar?

“Bugün sözüm ona yeni yılın ilk günü. Bilmiyorum neresi yeni!..Karanlık, yobazlık, çirkef  katmer katmer çökmüş günlerin üstüne. Düşündükçe başıma ağrılar giriyor. Yolların çıkmazlığı bugün daha belirgin geliyor bana. Bu yollar ne zaman çıkar olacak, çocuklar ne zaman gülecek gevrek gevrek?”

Tırnak içinde aktardığım tümceyi 1 Ocak 1986 tarihinde yazmışım. Aradan 28 yıl geçmiş, süreç içerisinde başarılı sınav verememiş olmalıyız ki o günden bu güne iyiden güzelden yana pek bir şey değişmedi. Gülmesini istediğim o günlerin çocukları birer delikanlı olup kim bilir hangi ağır yükün altınadırlar şimdi...

Yıl yeni, mevsim kış; havalar soğuk mu soğuk. Hele bir de yoksulluk ve yoksunluğun vurgunu yok mu, inanın mevsimin soğuğundan çok dondurur ilikleri.

1986’dan 2014’e gelmişiz, belli bir yaştan sonra günler su gibi akıp gidiyor.

Kişiler farklı algılasa da akışı tekdüze.

Emek hala mahkûm varsıla.

Emekçi yoksul.

Emekçi aç.

Emek iki büklüm ekmeğin önünde.

İnanmazsan gel de gör, gözlerin yanar yoksul mahallelerinde. Damları basıktır evlerin. Soba boruları engindedir. Yakar duman gözünü, çünkü yanar sobalarda yokluk.

Daha geçenlerde, evleri doğalgazlı olmasına karşın, daha ucuza ısınabilmek için yaktıkları kömürün gazından anayla bebesi zehirlenerek ölmedi mi?

O haberin görüntülerini anımsayıp derin bir ahhh çekiyorum.

Yüreğim de gözüm gibi yanıyor.

Namussuzluk koparmış gemini gidiyor. Elin ayağın baştan aşağı yara. Önüne geçemiyorsun çirkinliğin. Ne yapsan durdurmak olası değil. Öyle bir hal almış ki ortam, yavan yaşık bir ekmek için paramparça oluyor insanlar; bırakın yaşamın tadını almayı, aldıkları nefesin farkında değiller!

Yaşamın bir yüzünde vur patlasın çal oynasın, diğer yüzünde naçarlık...

Naçarlık, ah hanesi harap olasıca naçarlık...

Ölümler, ayrılıklar, mahpusluklar hepsi ayrı birer kanayan yaradır yüreğimde.

Kimileri demir parmaklıkların ardında, kimileri dışarıdaki yoz düzende mahkûm!

Mahpushaneler, sıcak aşa, ılık gülüşe, ana şefkatine, yar koynuna hasrete kalınan, düğmesine erişilemeyen ampullerin ışıttığı gecelerin diyarı…

Bu noktada sıradan bir mahkûmun naif yakarışı kabartıyor içimi “Görüş günleri gelir bahar / dört duvarın içine / rengârenk elbisesiyle / karakışın ortasında bile

Bir gülüşte yüklüdür / baharın çiçekleri / bir çift gözde gizlidir / utangaç yârin / söylemek isteyip de söyleyemedikleri” diyerek.

Gün daldaki yaprak, insanüstünde çiy damlası; göğüs gerip yele, yapışsa da tutunduğu yaprağa, sapından kopuyor yaprak.

Deli esiyor rüzgâr; içim kış.

Üşüyor, gece yarısında gömütlük yüreğim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.