Türkiye tarihi: Suikastlar, provokasyonlar, tezgahlar üzerine kurulu kanlı  bir geçmişe sahip. Ne yazık ki bu topraklar milliyetçi ayrımcılık,mezhepçi farklılık,siyasi düşünce kamplaşması,fikir çatışmalarının derinleşmesi yüzünden huzur bulamıyor,kan durmuyor,istikrar sağlanamıyor.

Tarih dergisi Temmuz sayısı Türkiye siyasi tarihini derinden etkileyen, yol ayrımlarına neden olan provokasyonları konu alıyor. O kadar çok örnek var ki bu topraklar şu anda olduğu gibi hiç dinginleşmemiş. Ulusal Kurtuluş mücadelesini topyekun vermiş,  bir millet küllerinden yeniden doğmuş ,ülkeyi baştan inşa etme azmindeyken 1934 Trakya olayları ile Emperyalist güçlerin  provokasyon tezgahları da sahneye sürülmeye başlanmıştı.1945 Tan Gazetesi baskını,6-7 Eylül olayları,1969 da 6.Filo Protesto mitingi sonucu çıkan büyük hengame sonucu yüzlerce yaralı olmuştu.

1977 1 Mayıs katliamı,1978 Maraş katliamı,1993'te 33 erimizin şehit edilmesi,1993’te yine bir başka katliam: Sivas. 1995 Gazi mahallesi olayları ve 2015 Suruç katliamı.

Kişisel fikrimi sorarsanız tüm bu tezgahlar Milli mücadeleden sapasağlam çıkmış ülkemizi savaş meydanların da yenemeyen Emperyal güçlerin Masa başında tezgahladıkları kanlı oyunları sahneye sürmelerinden başka bire şey değil. Sorunun bu olduğunu hepimiz biliyoruz; bilebile neden oyuna geliyoruz. Neden fırsat veriyoruz. Engellememiz mümkün değil mi. Kesinlikle mümkün;bunun tek yolu birlik olmaktan geçiyor.Birlik olmak güçlü olmaktır.Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesine geri dönmekten geçiyor.Yani tam bağımsız,yurdunda sulh,komşularıyla da  barış için de yaşayan, barındırdığı tüm etnik kimliklerin birlikte kardeşçe yaşadığı, mezhepsel farklılıkların zenginlik kabul edildiği, müreffeh,kalkınmış, çağdaş ve uygar ülkeyi yeniden inşa etmek için baskıyla gizilleşen zenginliklerin tekrar ortaya çıkması zamanı gelmiştir.

Milli Eğitim politikaları Devlet politikası halinde değiştirilemez kanunlarla yeniden yapıcı şekilde planlanmalı ve güçlendirilmelidir. Bilimin ve Aklın ışığında yeni bir toplum inşa edilmelidir.

Üretime dayalı milli sermayeye geçilmelidir, istihdam artırılmalıdır. Çiftçi güçlendirilmelidir.

Her kurum Anayasal sınırları içinde kalarak işbirliği içerisinde çalışmalıdır. Yıpranan kurumlar saygınlıklarını tekrar kazanmalıdır bu güçlü Devlet olmanın zorunluluğudur.

Kamuda liyakat esası, yani bilgisi ve yeteneği ile layık olanların hak ettikleri görevlere getirilmesi şarttır. Her siyasi iktidarın benim adamım senin adamın esasına dayalı oluşturdukları yönetim kadroları,  kendinden olmayanı yok saymaları ehil insanların atıl durumda kalmasına yeterli zihinsel ve kişisel beceriye sahip olmayanlara görev teslim edilmesine ve dolayısıyla kurumsal  itibar kaybına neden olmaktadır.

Dış politikada tekrar oyun kurucu olmak için hayalperest maceralardan hızlıca uzaklaşılmalıdır. Milli duruşa,kırmızı çizgilere geri dönülmelidir.Büyük devlet olmanın gerektirdiği saygınlığımızı ancak tarafsız kalmakla ,komşunun iç işlerine karışmamakla, kendi milli menfaatimizi korumak dışında herhangi bir kaygımızın olmaması fikri yapısıyla  yeniden tesis edebiliriz.

Bu Ülkede yaşayan her insanımız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu için hem  gurur hem de güven duymalıdır. Eşit vatandaşlık paydasın da büyük Biz’in parçası olduğunu hissetmelidir. Temel Hak ve Özgürlükler asla sınırlandırılmamalıdır. Katılımcı, çoğulcu şeffaf, yönetilebilir Demokrasiye geçiş hızlandırılmalıdır.

Türkiye bir an önce normalleşmelidir, bu negatif enerji çok daha büyük felaketlere gebedir. Ve bu sadece bizim elimizde unutmayın bizim bizden başka dostumuz yok.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.