Bugün sizlere tam bir yıl önce, 18 Eylül 2018 tarihinde kaybettiğimiz, Mersin’in önemli bir değeri; çok kıymetli arkadaşım, dostum, abim Altan Muradi’yi kendi penceremden anlatmak istiyorum.


Altan abiyle maalesef çok geç tanıştım. Esasında adını daha çocukluğumda ezberlemiştim. Altan abi 70’li yıllarda iki ortağıyla birlikte beyaz eşya satan Üçler mağazasını işletiyordu. O yıllarda bırakınız bugünkü gibi adım başı beyaz eşya dükkânlarını Üçler’den başka ya hiç yoktu, ya da çok az sayıda vardı.

Bazen Üçler’den bir şey alacağınızda mağazadan öylece alıp çıkamazdınız. Çünkü her mal her zaman bulunmaz, sipariş verir ve sıraya girerdiniz. İşte beyaz eşya ticareti o yıllarda böylesine fiyakalı bir işti.

Üstelik Üçler, Çukurova radyosuna da reklam verirdi. Dönem, sadece TRT’nin olduğu yıllar. Varın siz düşünün o yıllarda böyle bir şeyin yarattığı etkiyi ve prestiji.

Neyse, ben Altan abinin ismini o yıllarda evlerde daima açık duran radyodan duydum ve öğrendim. Reklam cıngılı hâlâ aklımda taptaze.

Sözlerinin son kısmı da şöyleydi: “Üçler Mersin’de, Üçler Tarsus’ta, Üçler Erdemli’de, Üçler Silifke’de.”

Bu sözlerden sonra üç ortağın da isimleri söylenirdi. Altan abinin ismi ikinci sırada okunurdu. Daha o yaşta fark etmiştim ki ortaklar isim okunmasını soyadlarının alfabetik sıralamasına göre yapıyorlar.

İşte ben adını ezbere bildiğim Altan abiyle ilk defa 2004 senesinin Ocak ayında tanıştım. Ben, 2004 yılı yerel seçimlerinde Doğru Yol Partisi’nin Mersin büyükşehir belediye başkan adayı olmuştum. Altan abi de o sırada partinin il başkanıydı. Telefonla randevulaşarak partiye gittim ve tanıştık. O tanışıklıktan sonra vefatına kadar yaklaşık 15 sene anlayışa, nezakete, sevgiye, saygıya dayalı dostluğumuz hiç kesintisiz devam etti.

Seçim bittikten sonra herkes işine döndü. Fakat biz Altan abiyle hiç kopmadık. Telefonla sık sık görüştük ve her fırsat bulduğumuzda bir araya geldik. Pek çok defalar değişik konularda kendisine danışır, görüşlerini alırdım.
Altan abiyle zaman zaman akşam yemeklerinde beraber olmamızın yanında bazen birer kadeh rakı içtiğimiz öğle yemeği kaçamakları da yapardık. Fakat gözetmemiz gereken bir konu vardı. Yemek gün ve saati Altan abinin “nöbetlerine” denk gelmemeliydi. Sevgili dostum, arada bir torunlarına bakmaya giderdi. Bunun adını da torun nöbeti koymuştu.

Girmiş olduğum seçim vesilesiyle partili çok değerli arkadaşlar edindim. Altan abi başta olmak üzere kendileriyle birlikte siyaset yapma imkânım oldu. Bunlardan ikisi de rahmetli Kadir Aktaş ve Allah uzun ömürler versin Necati Kurtuluş’tu. Altan abi ve Kadir abiyle aramızda 30 yaşa yakın, Necati abiyle de 20 yaş fark vardır.

Bu değerli dost ve abilerimle telefon görüşmelerimizi aksatmaz ve birkaç ayda bir muhakkak buluşur, birlikte yemek yerdik. Bunun dışında Altan abinin Beşyol’daki ve Kadir abinin İstiklal Caddesi’ndeki mağazasında da sıkça buluşur siyaset dâhil her şey konuşurduk. Eksik olmasınlar bazen de o kadar yolu yüksünmeden teperek fabrikaya bana ziyarete gelirlerdi.

Şu yaşıma kadar pek çok arkadaşım oldu, sayısız kişi ve gruplarla arkadaşlık yaptım ve zaman geçirdim. Samimiyetle söylemeliyim ki bu ak saçlı arkadaş grubumun sohbetinden aldığım lezzeti çok azında bulabildim.

Altan abi, fevkalade kibar, kaliteli, şık, nazik, iyi niyetli ve müeddep bir Mersin beyefendisiydi. Siyaseti de bu değerlerine uygun yapardı.

Bir gün kendisine, “Abi siz siyasetin senyörüsünüz” demiştim ve bu tanımlamayı elbette ki feodal anlamda değil kaliteyi simgelediği için yapmıştım. Bu tanımlamayı kesinlikle hak ediyordu.

Her bayram ve yıl başında görüşemesek bile muhakkak telefonlaşırdık. Bazen benden önce davranarak kutlamak için beni arar ve mahcup ederdi.
İşlerim çok yoğun olduğundan, “Sen ne zaman müsaitsen ara görüşelim. Fakat benim nöbete denk gelmesin” derdi. O zamanlar olabildiğince sık görüştüğümüzü düşünüyordum ama keşke işlerimden biraz daha fazla zaman ayırsaymışım.

Ama ben Altan abinin ölebileceğini hiç düşünmemiştim ki. Sanki o hep yaşayacaktı. Hep öyle hissettim.

Bazı şeyler tanımlanamaz. Ben Altan abiyi yaşı benden küçük, büyük ya da benimle akran arkadaşlarımın hepsinden farklı sevdim ve saygı duydum. Onu iç dünyamda daima farklı bir yere oturttum.

Bazı insanların hoyratlıklarına, kalitesiz davranışlarına, seviyesizliklerine şahit olduğumda toplumun geleceği adına karamsarlığa kapılırdım. Sonra Altan abinin varlığı aklıma gelir ve “İşte böyle iyi adamlar da var” diyerek kendimi rahatlatırdım.

Önce Kadir abi gitti, ardından da Altan abi...

Kırıldım, buruldum, yaralandım. Yokluklarıyla hayatım giderilemeyecek ölçüde kuraklaştı.

Altan abinin ölümünü nasıl haber aldım tam hatırlayamıyorum; telefon mesajı mıydı, birisi mi haber verdi tamamen aklımdan çıkmış. Duyduğumda ilk tepkim reddetmek oldu. Sonra inanamadım ve insiyaki olarak Altan abinin telefonunu aradım.

Bunca yıllık dostluğumuzda Altan abi ilk defa telefonumu açmadı.


Neden sonra oğlu Kerem’i telefonla aramayı akıl edebildim. Kerem’in sesi bir şey sormama ihtiyaç bırakmadı. Sonrası yakıcı bir acı ve karşılıklı hıçkıra hıçkıra ağlamamız.

Ve düştüğüm derin boşluk.


Alta abi gideli bir yıl oldu.

Bu dönüşsüz gidişiyle beni eksik bıraktı, sanki bir şeyler yarım kaldı; bu duyguyu üzerimden atamıyorum. Onu çok özlüyor ve arıyorum.


Ve ben Altan abiyi daima güzelliklerle, hasretle, sevgiyle, saygıyla yad ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.