Neden iyisiniz? Neden iyilik yapma ihtiyacı duyuyorsunuz? İyilik yaparken herhangi bir fayda güdüyor musunuz? Örneğin: İyilik yapmak, sizi çevrenizde iyi biri olarak tanınmanızı sağladığı için mi iyilik yapıyorsunuz? Ya da toplumda saygınlığınızın artması için mi insanlara yardım ediyorsunuz? Ya da eğer birilerine yardım edersem gelecekte onlarda bana yardım edecektir diye bir beklenti ile mi hareket ediyorsunuz? Örneğin en masum en gerçek sevgi olan çocuğunuzla aranızda ki ilişki biçimini ele alalım; hiç içinizden geçmedi mi şimdi çocuğuma iyi bakarsam yaşlılığımda o da bana bakar düşüncesi ya da cennete gitmek istiyorsam bu dünyada iyilikler yapmalıyım fikri.

       Peki çıkar gözetmeksizin, başkaları için özveride bulunmayı ilke edinen, başkalarının yararına kişisel çıkarlarından vazgeçen, bencil olmayan güdülerle yardım etmeye hazır olan insanlar olabilir mi? Sayıları çok çok az da olsa artık o insanlar var aramızda. Fakir öğrencileri adının bildirilmesini istemeden okutanlar, Ramazan bayramlarında medya önünde poz vermeden ya da sosyal medyada görüntüleri paylaşmadan hatta yardım ettiği ailenin yardım edeni asla tanımadan ihtiyaç kolilerini ulaştıranlar, çatışmalı- savaş bölgelerinde sahra hastane çadırlarında beş kuruş almadan gece gündüz hasta tedavi etmeye çalışan sınır tanımayan hekimler ya da büyük bir patlama ya da yangında görev alan, hayati risk olduğunu bile bile canı pahasına insanları  kurtarmaya çalışan itfaiye görevlileri… Örnekleri çoğaltabiliriz.

       İnsanın varlık felsefesinin ben sever (Egoizm-Bireysel kültür) ya da el sever (Alturizm-Toplulukçu kültür) mi? olduğu ve bu niteliklerinde kalıtımın rolünün mü yoksa çevresel etmenlerin ürünü mü olduğuna ilişkin görüşler ilk çağlardan beri felsefenin, 19 yy. sonrası ise sosyal psikolojinin hatta siyaset ekonomisinin araştırma konusu olmuştur.

       17 yy. filozofu, Thomas Hobbes insanın doğasında var olan niteliğin kalıtsal olarak bencil ve çıkarcı olduğunu’ İnsan insanın kurdudur’ önermesi ile savunur, Ekonomist Adam Smith kişisel çıkarların ve insan bencilliğinin kar a dayalı kapitalist sistemin oturduğu toplumun itici gücü olacak derecede insanın doğal niteliği ve öz severliğinin(egoizm) ürünü olduğunu ileri sürmüştür.

      Alturizm kavramını ilk kullanan Agusto Comte; başkaları için yaşama eğilimi ya da isteği olarak tanımlamıştır. Erich Fromm ben severliği, sadece kendisiyle ilgilenen, her şeyi kendisi için isteyen, vermekten çok almaktan haz duyan kişi olarak tanımlar. Fromm’a göre ben sever kişi dış dünyaya sadece ondan ne alabileceği noktasından bakar; başkalarının gereksinimine ilgisizdir, onların onurlarına ve bütünlüklerine saygı duymaz. Kendisinden başkasını görmez, herkesi ve her şeyi kendisi için taşıdığı yararla değerlendirir. Temelde ise sevgi yetisinden yoksundur.

     Peki bizim davranış biçimimiz yani üst yapımız ile bulunduğumuz toplumun siyasi yönetim şeklini belirleyen alt yapı-ekonomik sistemi doğrudan bağlantılı mı? Kapitalist üretim biçimi insanın daha çok bireyci davranışla yüklü olduğunu  ileri sürerken, kolektivist üretim biçimine dayalı toplumlarda insanların el sever, dayanışma ve iş birliğine yönelik davranışları daha yaygın düzeyde gösterdiğini en azından ilkel kabile topluluklarında insan davranışlarında  görmekteyiz. Şunu da sormak gerekiyor tam bu noktada kar a dayanan, emeği yok sayan, üretmekten çok tüketmeye yönelten, bencilliği ve egoizm i körükleyen, insanı örgütlü davranış biçiminden koparıp kendi iç dünyasına ya da dar çevresine hapseden, dini olgularla mücadele etmek yerine şükretmeyi aşılayan vahşi kapitalist sistem mi insanı ben sever yapıyor. Ya da soruyu bir de tam tersinden sormak gerekiyor insan doğası ben sever olduğu için mi kapitalizm benimsenen ve kabul edilen hatta karşı çıkılmayan ekonomik- siyasi model olarak gerçeklik buluyor. Artı değer kaygısı taşımayan, eşit bölüşüme dayalı, insan emeğini yücelten kolektivist sistemlerde (aklıma tam da burada Thomas More’un ünlü eseri Ütopya geldi) insan davranışının kişisel çıkar, bencillik, ötekini yok sayma, hep bana davranış tarzından uzaklaşacağını düşünüyorum. Kendi benini yok saymadan ancak Freud’un dediği gibi ilkel dürtülerden olabildiğince temizlenerek yeni bir insanı yaratabilir miyiz hem de bunu yaşadığımız Kapitalist toplumda bilemiyorum. Belki bunu yapabilecek tek yöntem eğitimdir diye düşünüyorum. Ama sadece okulla sınırlı bir eğitimden bahsetmiyorum, tüm toplumun değişim yönünde bir ihtiyacı ve talebi olmalı ki eğitim önce aileden başlayabilsin sonra çevrenin katkısıyla desteklensin ve okulda bilimsel temellere dayandırılarak, yakın gözetim ile şekillensin. Ne dersiniz böylece Nietzsche’nin üst insanını yaratabilir miyiz?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hulya KaradağKIyilik 3 yıl önce

Iyilik yapmak insani bir davranistir cikarsiz beklentiz olmali benim ilkelerimdendir kulun bilmesi onemli degil yuce yaradan bilsin sizde çok guzel ifade etmissiniz veren el alan elden daha kiymetlidir sevgiler