Bu Pazar dananın kuyruğu kopacak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ya, laik bir sosyal hukuk devleti olarak yoluna devam edecek, ya da, “Sünni İslam Federasyonu’na doğru yelken açarak, hilafetin peşinde koşacak. Gözler, Türk Milliyetçiliğinden ödün vermeyeceğini söyleyen ancak, sürekli olarak Recep Erdoğan’a oy veren seçmenlerde. Onların kararı Cumhurbaşkanı’nı ve rejimi belirleyecek. Toplumun yarısı sanki hipnotize olmuş gibi. Rüşveti, yolsuzluğu, hırsızlığı, mezhepçiliği, bölücülüğü, gericiliği, duygu ve din sömürüsünü görmüyor ve duymuyor. Elbet bir gün uyanacaklardır (!)…
Türkiye’de bugün yaşanan sorunların kaynağında Anayasa’da yazılmış olmasına rağmen kuvvetler ayrılığı ilkesinin yok edilmesi yatmaktadır. Yürütme, yasama ve yargının tek elde toplanmaya çalışılması, otoriter bir yapıyı ortaya koymaktadır. Bir de bunlara havuz medyasını da eklediğimiz zaman, katmerli bir tek adam yönetimi ortaya çıkmaktadır. Bu durum, parlamenter sistemlerde kabul edilebilecek bir durum değildir. Kerameti kendinden menkul şeyhler gibi böbürlenenlerin sonu her zaman hüsran olmuştur.  
Türkiye, parlamenter sistemden vazgeçmemelidir. Parlamenter sistemlerde tıkanıklıklara çözüm yolu bulunabildiği gibi, uzlaştırıcı ve esnek yapısıyla kutuplaşmalar önlenebilir. Türk toplumunun yapısı ve Türkiye’deki patronaj sistemi düşünülürse, yarı başkanlık ya da başkanlık sistemi, her zaman patlamaya hazır bir bomba gibidir. Parlamenter sistemde yargı bağımsızlığını, düşünce ve ifade özgürlüğünü yok edenlerin, başkanlık sisteminde neler yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum. Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun söylediği gibi; “Cumhurbaşkanları yol yapmaktan önce yol göstermeyi bilmelidir.”
Suçun, Başbakan Erdoğan’ın iki dudağı arasında oluşumunu bulduğu bir hukuksuzluk düzeninde, Ünlü Yunan filozofu Platon’un 2500 yıl önce söylediği gibi; “İrade bir tiranı isterse ne olacak, demokrasi despotizme dönüşecektir. Demokrasi, azınlığı itinayla nasıl koruyacaktır? Daha düne kadar, birlikte çalan, birlikte paylaşan, sahte delilleri birlikte üreten kutsal ittifakın, 17 ve 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu nedeni ile dağılması ve iktidarın saldırısı, muhalefete olan hazımsızlığını ortaya koyuyor. Gazze’de perişan olan Başbakan Erdoğan yeni çıkış yolları aramaya devam edecektir.
Duygu ve din sömürüsü ile mağduriyet söylemlerinin sonuna gelindiği görülmektedir. Bölücü ve gerici anlayışın Türkiye’ye çok zarar verdiği inkar edilemez bir gerçektir. Başbakan’ın itibarsızlaşması, Türkiye’nin itibarsızlaşması ile eş anlamlıdır. Başbakan’ın bir televizyon programında boşta bulunarak aşağıdaki sözleri söylemesi üzüntü vericidir:  “ABD’nin Mısır, Suriye ve Filistin yaklaşımlarını anlayamıyorum. Ne yazık ki Obama ile görüşemiyoruz. Cumhurbaşkanımıza söyledim, ‘Bir de siz arayın’ diye.”
Başbakan Erdoğan için yolun sonu görünüyor. Aslında Başbakan’ın aklı fikri Ekim ayının başında yapılacak olan HSYK’ın birinci ve ikinci daire başkanlıkları seçiminde. Bu dairelerde hakim olacak anlayış, Türkiye’de yaşanacak şok gelişmelerde belirleyici olacaktır. Bu arada, Türkiye nasıl kurtulur diye soracak olursanız;hırsızlar polisleri kovalamadığı zaman”.  Benim Cumhurbaşkanlığı seçimindeki oyum, parlamenter rejimden, hukukun üstünlüğü ve adaletten, laiklikten, düşünce ve ifade özgürlüğünden, CHP’nin adayından yana olacaktır. Kısacası, “Ekmek için Ekmeleddin”. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.