Değerli dostlarım, tekrardan merhaba. Bizim ülkemizin tasarruf yoksunu olduğunu bilmeyen yok. Peki, bu tasarruf konusu; neyin nesi? Gelin bugün sizinle beraber biraz şu tasarruf konusuna bir göz atalım. Belki bir kaçımız ders çıkarır da; gerekli önlemi alır veya almaya çalışır…

Beni bilen bilir, ekonomiyi öyle süslü kelimeler ile anlatmayı sevmem. Çünkü o süslü kelimelerin arkasına sığınmak gibi bir huyum yoktur. Aksine süslü kelimeler yerine, herkesin anlayacağı, anlayabileceği bir şekilde ekonomi anlatmayı severim. Çünkü bana göre maharet; süslü kelime kullanmadan anlatabilmekte. Öyleyse gelin hep yaptığımız gibi yapalım, konunun temeline bir inelim. Bakalım neymiş bu tasarruf konusu.

Efendim öncelikle tasarruf kelimesinin anlamı ile başlayalım. Tasarruf kelimesinin iki farklı, ama bir noktada kesişen anlamları var. Halk dilince tasarruf; sıklıkla, masrafları kısmak anlamına gelmektedir. Ekonomi dilinde ise yeni yatırımlar yapmak için kenara para koymak, bu parayı bankaya ya da faiz getiren başka bir yatırım aracına vererek ekonomide yeniden para yaratılmasını ve böylece yeni yatırımlar yapılmasını sağlamaktır.

Kelimenin anlamlarını da öğrendiğimize göre gelelim en can alıcı soruya: Türkiye neden tasarruf yoksunu? Ben bu konuyu temel olarak iki başlık altında anlatabilirim. E hadi gelin o halde ilk başlığımızı atalım:

1- Yeterli Kaynak Olmadığından Tasarruf Edemiyoruz

2020 Türkiye’sinde asgari ücret ile çalışan, yeni evli ( henüz çocuğu olmayan) bir aileye göz atalım. Aile içerisinde tek çalışan Ahmet. Eşi, evde. Ahmet’in eline ayın sonunda çalışmasına karşılık 2.324,70 TL geçiyor. Geçiyor geçmesine de, o iş öyle kolay değil. Ahmet ve ailesinin hayatlarına devam edebilmeleri için gerekli ödemeleri yapmaları gerekiyor: Kira, faturalar ve mutfak alışverişi, yetmedi bir de üstüne azıcık kişisel harcamalar. Ahmet’in elinde ya 100, ya 150 lira para kalıyor.

Bu durumun üç aşağı beş yukarı bu şekilde olduğunu hepimiz çok net görüyor ve ne yazık ki yaşıyoruz. Kimse Ahmet’e tasarruf yapması gerektiğini söylemesin. Geçin Ahmet’in yerine, döndürün bakalım o evi o para ile. Yapabiliyorsanız, ne ala. O vakit Ahmet’e tavsiye verebilirsiniz…

2- Gereksiz ve Lüks Yaşamın Bağımlısı: Türk Vatandaşı

Az önce Türkiye neden tasarruf yoksunu diye sorduğumda cevabı iki başlıkta inceleyeceğiz demiştim. Şimdi sıra ikinci başlığımız olan lüks bağımlısı vatandaşlarımız konusuna geldi.

İster asgari ücretli, ister sanayici, isterse de siyasi olsun. Bizim vatandaşlarımızda ortak bir bağımlılık var. Adı da lüks bağımlılığı. Asgari ücret ile çalışan vatandaşın elinde, maaşının 2 katı bedele satılan cep telefonu var mı, yok mu? Koskoca sanayi tesislerinin sahiplerinin altında, kendi aylık gelirlerinin 5-6 katı bedel satılan araçlar var mı, yok mu? İşsizlik maaşı alan, ama evinde koca koca televizyonları olan insanlarımız var mı, yok mu? Bunların tamamının var olduğu, bizim Türk halkı olarak lükse bağımlı olduğumuzu siz de en az benim kadar biliyorsunuz.

Geçtiğimiz hafta, Cuma günü canlı yayın konuğum değerli hocam Prof.Dr. Veysel Ulusoy idi. Benim her canlı yayında üzerine bastıra bastıra söylediğim bu lüks yaşama bağımlılığın sebebini, bir kez de değerli ağabeyime sordum: “ Hocam, bizim bu lükse bağlılığımız nereden kaynaklanır? “

“Aslında bahsettiğimiz şeyler, artık lüks değiller. Çünkü bizim lüks diye tabir ettiğimiz o televizyonlar, telefonlar ve arabalar, artık gelişmiş ülke vatandaşlarının gündelik yaşamının olmazsa olmazları.”

Bakın hocamın verdiği cevabın altında iki tane anahtar kelime var. Yani çözümü de cevabın içinde. Gelin dikkatlice okuyalım.

“Gelişmiş Ülkeler” ve “Gündelik Yaşam”.

Gelişmiş ülke statüsüne geçebilmemiz için bizim devamlı üretim yapabilmemiz gerekiyor. Ama yüksek teknolojiye sahip ürünlerin üretimi olması gerekiyor. Yani iğne iplik yerine, bizim cep telefonu, bilgisayar gibi yüksek teknoloji ürünleri üretmemiz gerekiyor. Bu ürünlerin her girdisini ülkemizde ürettiğimiz zaman, zaten fiyatları da giderek azalacak. Fiyatları giderek azalırsa, gündelik yaşamımıza da daha çok girecekler. O zaman lüks olmayacaklar.

E bu ürünler artık yüksek fiyatlara satılmayacak, yani lüks olmayacaklar ise, vatandaşımız tasarruf yapacak mı?

O da başka bir yazının konusu olsun dostlarım…

Gelin biz sözün özünü yazalım.

“ Desinler” diye…

“ Başkasında var” diye….

Tüketici alışkanlıklarımızı değiştirdik.

“ Elalem ne der” diye…

“ Hasan’ın da var” desinler diye….

Yani kısaca başkaları için yaşamaya başladığımız gün; tasarruftan vazgeçtik…

Oysa atasözü ne diyordu : Ayağını yorganına göre uzat.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.