Geçtiğimiz haftalardaki yazılarımdan birinde Balkan Harbi ile ilgili kısa bir paragraf vardı. Bunu okuyan bir okurum yolladığı e-posta mesajında, bahsi geçen Balkan Harbi konusunda makale yazmamı rica etti. Ben de memnuniyetle bu makalemde konuyu özetlemeye çalışacağım.
 

Osmanlı Devleti, Anadolu’da kurulmuş olmasına rağmen İstanbul’un fethi sonrasına kadar esas itibarıyla bir Rumeli devletidir. Kuruluşu müteakiben padişahlar hep batıya, Balkanlara yönelmişler, savaşlar ve fetihler yapmışlardır. Osmanlı’nın doğuya yani kuzey Afrika ve Asya’ya yönelmesi ve doğu fütuhatı asıl olarak yükselme döneminde başlar.

Bu sebeple, Osmanlı’nın kadim toprakları olan ve Rumeli olarak adlandırılan Balkan toprakları en az Anadolu kadar vatan toprağıdır.


Bu vatan toprakları çok yazık ki I. ve II. Balkan Harbi’nden sonra elden çıkmıştır. Hem de yaşanan toprak kaybı öyle böyle değildir. Bu sebeple Balkan Harbi bazen Balkan Faciası olarak da adlandırılır.
 

Bu savaşın sonunda Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’daki 65.350 mil kare olan topraklarının %83’ünü kaybetmiş ve elinde 10.882 mil kare toprağı kalmıştır.

Savaşın sonunda, Bulgaristan topraklarını %29, Yunanistan %68, Sırbistan %82, Karadağ %62 oranında artırmıştır. Romanya savaşa girmemesine rağmen masa başında topraklarını %5 artırmış, yeni kurulan Arnavutluk’a ise 11.317 mil kare toprak verilmiştir.

Yaşanan tam bir bozgun ve faciadır.

Balkan Harbi, Rusya’nın Bulgaristan’ı Balkan devletleri ile ittifak yapması için teşvik ve savaş için kışkırtmasıyla başlamıştır.

Buna paralel olarak Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ inanılmaz bir hızla yaklaşık 6 ayda aralarındaki tüm ittifak görüşmelerini tamamlamışlar ve ittifakı kurmuşlardır. 9 Ekim 1912 tarihinde ilk savaş ilanını Karadağ yapmış, ardından tüm devletler savaş ilanında bulunmuşlardır.
 

Osmanlı İmparatorluğu kendisine savaş ilan eden devletlere nazaran savaşa çok hazırlıksız yakalanmıştır. Savaşın sonuna kadar da dağınıklıktan kurtulamamıştır. Bunlardan çok daha vahim olarak da ordu siyasetin içinde olduğundan sorunlar ilk anlardan itibaren başlamıştır. Yetmez gibi yüksek komuta heyeti tarafından savaş sırasında çok büyük gafletler, basiretsizlikler yapılmıştır.

Mesela sadrazam (başbakan) Gazi Ahmet Muhtar Paşa savaş çanları çalarken inanılmaz bir hata yaparak 100 bin askeri terhis etmiştir.

Erkânıharbiye-i Umumî Reisi (Genelkurmay Başkanı) Ahmet İzzet Paşa, sanki orduda başka kumandan yokmuş gibi Yemen’e isyan bastırmaya gitmiştir. Yerine vekâlet eden Hadi Paşa çaresiz ve aciz bir vaziyettedir.

Osmanlı seferberliğini bir türlü tamamlayamadan savaşa girmiş ve savaş sonuna kadar iaşe ve ikmal problemleri devam etmiştir.

Yetmez gibi savaşta birkaçı hariç kumandanlar yetersiz, kendilerine güvensiz ve aciz bir tablo sergilemişlerdir.

Hatta öyle ki, Alasonya Ordusu adı verilen ordunun kumandanı Hasan Tahsin Paşa (Kara Tahsin) emrinde 26 bin mevcutlu bir kuvvet bulunmasına ve depolarda 89 bin mavzer tüfeği olmasına rağmen tek mermi atmadan Selânik’i Yunan’a teslim etmiştir. Tarihe de bu alçaklığı ve korkaklığıyla geçmiştir.

O meşum günde tarihler 9 Kasım 1912’yi gösteriyordu. Yani savaşın başlamasından sadece 1 ay sonra güzelim Selânik bu hain şahıs tarafından düşmana bırakılıyordu.
 

(Aynı alçaklığı ve korkaklığı 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan tarafından işgali sırasında kolordu kumandanı Ali Nadir Paşa da yapmış, elindeki askeri kuvvete rağmen tek mermi atmadan İzmir’i teslim etmişti. Bunun ödülü olarak da kolordu dairesinin dışına çıkarılarak Yunan bir teğmen tarafından tokatlanmıştı! Yaptığı onursuz, haysiyetsiz, şahsiyetsiz, korkak ve alçakça davranışının ödülü tarihe en berbat sıfatlarla geçmek olmuştur. Cabası da bir Yunan teğmenden tokat yemektir!

Aynı gün, aynı yerde kahraman vatan evlâdı Erkânıharp Miralayı (Kurmay Albay) Süleyman Fethi Bey ise Yunan askerine direndiği için süngülerle şehit edilmişti. Vatanın bu fedakâr evladı insanlık ve askerlik onurunu çiğnetmeyerek şahadete yürümüştü. Tarih elbette ki kahramanları da alçakları da kaydetmektedir!)

Balkan Harbi’nde Osmanlı orduları her cephede bozguna uğradı. Ve Bulgar askeri İstanbul sınırlarına, Çatalaca’ya dayandı. Çok acı olaylardan biri de Osmanlı’nın başkentlerinden Edirne’nin bile Bulgarların eline geçmesiydi. O Edirne ki bu savaşın az sayıda kahramanlarından biri olan Şükrü Paşa kumandasında tam 155 gün kuşatmaya direnmiş fakat beklediği destek bir türlü gelmemişti.

Şehir gözyaşları arasında teslim edildiğinde tarih 24 Mart 1913’tü.

I. Balkan Harbi 30 Mayıs 1913’te Londra’da imzalanan ateşkes antlaşmasıyla son buldu. Sonuç Osmanlı için felaketti; tam bir bozgundu. İnanılmaz toprak kayıplarını ve miktarlarını yazının başında vermiştim. Halkın bu yenilgi sonrasında tek kelimeyle beli bükülmüş, maneviyatı sıfırlanmıştı. Çünkü yüzyıllardır Türk olan ata toprakları kaybedilmişti.

Savaşın bitiminden sonra ittifak ülkeleri Osmanlı’nın kaybettiği toprakları paylaşırken anlaşmazlığa düştüler. Hatta eski müttefikler birbirleriyle savaşa başladılar. Böylece II. Balkan Harbi başladı.

Fırsatı kaçırmayan Osmanlı ordusu Enver Bey (sonradan Enver Paşa) komutasında bir birlikle Edirne üzerine yürüyüşe geçti ve şehri direnme olmaksızın, yaklaşık 4 ay sonra, tekrar anavatana kattı. Tarih, 22 Temmuz 1913’tü.

Osmanlı, Bulgarlarla İstanbul’da 29 Eylül 1913’te yeni bir barış antlaşması yaptı ve II. Balkan Harbi de böylelikle son buldu.

Balkan Harbi savaşın acımasız yüzü sebebiyle tam bir insanlık dramının yaşanmasına yol açtı. Yüzbinlerce Türk asırlardır yaşadıkları toprakları terk ederek İstanbul’a akın etti. Bu kaçış sırasında çok büyük acılar çektiler. Annelerin bebekleri, çocukların anne-babaları yollarda zor şartlara dayanamayarak öldüler. Büyük açlık ve sefalet yaşandı. Aileler bölündü. Yaşlılar yol kenarında dinlenmeye çalışırken bir daha ayağa kalkamadılar ve oracıkta ruhlarını teslim ettiler.

Tüm bunlardan çok daha acısı ve kahredici olanı ise paniğe kapılan Osmanlı askerinin bazı yerlerde sivil halkın önünde kaçmasıydı.

Bu zorluklar değişik veçheleriyle İstanbul’da da devam etti.

Balkan Harbi’ne Balkan Faciası denmesinin temel sebebi, büyük toprak kaybıyla birlikte toprağından edilen Türk’lerin uğradığı mezalim ve çektikleri inanılmaz eziyetti.

Mustafa Kemal Atatürk (o zamanki rütbesiyle Erkânıharp Binbaşısı) Trablusgarp’ta İtalyanlarla savaştığından Balkan Harbi’nde bulunamadı. Fakat o ve onun kuşağındaki aklı başında bütün askerler bu bozgundan büyük dersler çıkardılar ve bu derslerle de İstiklal Harbi’ni kazandılar.

Hatırlatmak lazımdır ki, Mustafa Kemal Bey, İttihat Terakki’nin 1909 tarihli kongresinde, henüz 28 yaşındayken, askerin siyasetten çekilmesini ısrarla savunduğu için tepki çekmişti. Fakat Balkan Harbi ne kadar haklı olduğunu sadece 3 sene sonra ortaya koydu.

Ordunun siyasetin içinde olması savaşın kaybedilmesinin en önemli sebebiydi.

Önceki bir yazımda zikretmiştim. Ordu asla siyasete girmemeli ya da siyasi mülahazalar içinde olmamalıdır. Siyaset kurumu da orduyu özenle bu tip siyasi etkilerden uzak tutmalıdır.

Hiç şüphe yok ki Türk ordusunun şu anki komutanları Balkan Harbi’ni çok iyi etüt etmişlerdir. Çünkü nesiller geçse de bu denli büyük millî travmalar hem sivilleri hem askerleri etkilemektedir.

Bu itibarla ordunun yapısıyla oynarken çok dikkat etmek, çok iyi düşünmek lazımdır.

Allah Türk milletine bir daha Balkan Harbi gibi bir facia yaşatmasın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.