Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisine nasıl hitap edilmesini istediğini soranlara ‘Başkan’ diyebilirsiniz, dedi.

Cumhurbaşkanının bu isteği Anayasa'ya aykırıdır; çünkü Anayasa'ya göre kendileri "Başkan değil,  "Cumhurbaşkanı"dır.

Başkan/Cumhurbaşkanı tartışmasının bir yayarı yoktur; realite şudur: Türkiye, artık Cumhurbaşkanının ifadesiyle "Başkanlık" sistemine geçmiştir.

Başkanlık sistemimizin benzerlerinden çok farklı olduğunu, "Türk Tipi Başkanlık" denilen bu sitemde bütün güç, devletin bütün yetkileri, (yasama, yargı ve yürütme, denetleme...) Çankaya'dan Beştepe'ye geçmiş bulunuyor. Öyle görülüyor ki, bundan böyle başka bir iktidar gelse bile parlamenter demokrasiye dönmek zor olacaktır. Bu nedenle kimilerine göre ikinci, kimilerine göre de üçüncü Cumhuriyet dönemine geçmiş bulunuyoruz.

Üçüncü cumhuriyet dönemine geçmekle Türkiye'nin sorunları bitti mi? Ya da bitecek mi?

Anımsayalım:

*Ekonomi! Devletin başına Erdoğan, hazinenin başına damat bey geçti diye ülkenin ekonomisi,( dış borçlardan cari açığa, ticaretten sanayiye, teknolojiden üretime, hayvancılıktan tarıma, işsizlikten istihdama) düzelecek midir?

Yoksa ekonomi, özgün koşullara bağlı bir sorun mudur?

* Batı ile ilişkilerimiz! 17.yy'dan bu yana Batıya doğru döndüğümüz yüzümüz, AKP iktidarı ile farklı bir yönelim kazandı. Bir çok alanda sorunlar yaşıyoruz.  Başkanlık sisteminde batı ile ilişkilerimiz sorunlu olmaktan kurtulacak mıdır?

Yoksa devletin Batı'ya bakışı zaten başkan ve iktidarının Batıya bakışı dolayısı ile oluşmuş bir sorun olduğundan daha da kötüye mi gidecektir?

* Demokrasi! Yeni sistemde demokrasi ne kadar işleyecektir? Demokrasi eksikliği bize özgü Başkanlık Sistemi'nde başkanın ihdas ettiği politika üretmekle görevli makamlarca giderilecek midir?

Yoksa demokrasimizin giderek daha eksikli hale gelmesi, bizzat partili başkanımızın partisinin iktidarı döneminde rayından çıkan demokrasimiz daha da kötüye gidecek, ülke olarak demokrasiden iyice uzaklaşacak mıyız?

Diğer sorunlarımız ( *İç barış ve Kürt sorunu, * kültür sorunu, *eğitim sorunu, *teknoloji ve doğal kaynakların korunması sorunu, *giderek artan su ve akarsularımız sorunu, *çevre ve doğal güzelliklerin, ormanların korunması sorunu, *iklim değişiklikleri için gerekli önlemler sorunu... saymakla bitmez sorunumuz) için de benzer sorular üretebiliriz. Başkanlık siteminin bunları çözüp çözemeyeceği tartışılabilir; ancak tartışmada kullanılacak argümanlar son derece belirgin. İşte Başkanlık törenine davetli devlet başkanlarına ve diğer konuklara bakıldığında devletin ve devlet başkanının yönü ve eğilimi açıkça görülmektedir.

İç barışın sağlanması, 81 milyonun başkanı olması gereken Sayın Erdoğan'ın seçtiği kabine ve davetlileri yönümüzün iç barıştan ve batıdan yana değil, doğudan yana ve İslamî bir otokrasi inşasına doğru olduğunu gösteriyor.

Anlaşılan o ki bizim AB yolumuz tıkandı.

ABD ile ilişkilerimiz iyice çetrefil halde.

Demokrasi adımları beklerken yeni zecri uygulamalar ilk günlerin meyveleri...

Bu durum, umut kırıcı, yıldırıcı bir durum mu yaratacak toplumumuzda yoksa diyalektik olarak demokrasiyi yeniden canlandırmak hayalleri kuranlara bir araya gelmeleri, halka ulaşmak için yeni ve daha etkili yöntemler bulmaları gerektiği konusunda onları motive edici koşullar mı hazırlayacaktır?

Göreceğiz!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.