Adam politikacı ya, çıkmış ortaya bağırıyor:

                “Bu millet uyuyor, ne zaman uyanacak da kendi sorunlarına sahip çıkacak. İnsanlar ne kadar da duyarsızlaşmış. Köylü toprağını terk etti, işçi sendikasız kaldı, memur, emekli ses çıkaramıyor. Esnaf yok oldu, tarım ve hayvancılık bitti. Üretici kazanamıyor, tüketici pahalıya tüketiyor, ama hiç kimseden de ses çıkmıyor. Özgürlükler kısıtlandı, demokrasi ve adalet yok, insan bu kadar da duyarsız olur mu?” Diye meydanda nutuk atıyor.

                İyi güzel de, hiç sorguladın mı bu vatandaşlar neden ve nasıl oldu da bu hallere düşürüldü? Sorgulamadın değil mi?               

                Sorgulamadın.

                Çünkü sana birileri ve yandaşları çıkarlarına engel olursunuz diye sorgulamayı öğretmediler.

                Birisi çıktı ortaya” vatan, millet Sakarya, din-iman elden gidiyor” diyerek vatandaşlarımızın milli ve dini duygularını kamçılayarak kandırdı.

                Diğeri “gençlere iş vereceğiz” diyerek söz verdi ama bir daha o semte uğramadı.

                Bir başkası “din elden gidiyor, ahlâk kalmadı canım, saçın bir teli görünürse cehennemde yanarsın. Aman ha! Sakın saçınızın bir telini görünmesin” dedi.  Fakat saman altından su yürüterek kandırdıkları kadınları üfürükçülükle soydu. Günah işlememeyi saçları kapatmakla olacak diye insanlarımızı kandırdı. İnançları kullanarak daha fazla para kazanmanın yollarını aradı. Kendilerinin herbiri de birkaç metres tuttu.

                İnsanlara, öğrencilik yıllarından itibaren emek ve emekten yana taraf olanlara karşı kin, nefret ve düşmanlık duyguları aşılandı. Çıkar çevreleri ve iş birlikçileri kendileri gibi düşünmeyenleri dinsizlik ve imansızlıkla suçlayarak daha fazla nasıl sömüreceğinin hesabını yaptı.       

                Bebek Dünya’ya ilk geldiğinde” leylek getirdi” dediler.

                “Ninnilerle” uyuttular.

                Yalanlarla, korkularla büyüttüler.

                Toplumda bireyler, ilkokulda  “Uyu, uyu yat uyu.” “Ali ata ot at.” “ Bak Ali bak.”Cümlelerini okuyup yazarak okuma yazma öğrendi bu halk.

                Orta öğretimde Ağrı Dağı’nın yüksekliğini öğrettiler, ama günlük yediği ekmeğin neden, nasıl ve hangi işlemlerden geçerek yemek masasına geldiğini, maliyetinin ve satış fiyatının ne olduğunu öğretmediler. Savaşları, kazanılan zaferler ve yenilgileri anlatırken, bunların neden? Niçin? Nasıllarını anlatmaktan devamlı olarak kaçtılar. O yıkımın topluma neye mal olduğunu anlatmadılar.

                Kur’an kurslarında ve eğitim kurumlarının tamamında Besmele çekmesini,  Fatiha Suresini, Kelimeyi Şahadet getirmeyi, tespih çekmesini, kadınlarımıza başını kapatmazsa günah işleyeceğini ve cehennem ateşinde yanacaklarını öğrettiler. Fakat evrensel insan haklarını öğretmediler. Yüz elli yıllık çalışma haklarını, sömürü çarkının nasıl işlediğini söylemediler. İşçilerin, çocuk yaşlardaki kızların ve erkeklerin günde on beş on altı saat karın tokluğunun karşılığında, kötü şartlarda neden çalıştırdıklarını asla anlatmadılar.

                1934 yılında TBMM’sinde, topraksız köylülere toprak verilmesi ile ilgili yasa görüşülmeye başlandığında,  o zamanın iktidar partisinin içerisindeki feodal beylerin siyasetteki temsilcileri, yasanın çıkmasını engellediler. Engelleyen siyasi anlayış yıllarca iktidarda kaldı.

                Cumhuriyetin ilk on beş yılında yapılan devrimleri bu anlayış 1950 yılından sonra birer, birer yok ederken karşısına çıkanlar hep suçlandı.

                Eğitim emekçisi yetiştirilen ve “iş için, iş içinde eğitim” anlayışını ilke edinen “Köy Enstitüleri” kapatılarak eğitim sistemi üretimden koparıldı. Ezberciliğe ve dini esaslara dayanan bir eğitim anlayışı uygulanarak bireylere biat kültürü kazandırıldı. Böylece körü körüne biat eden insan tipi yetiştirildi.

                Emek, emekçi ve devrim sözcüklerinden korktukları kadar engerek yılanından korkmadılar.

                Özgür düşüncenin, bilimsel eğitimin, çağdaş kültürün yerini, esir alınmış bir beyin, biat kültürü verilmiş bireyler almasını isteyenlerin erke biri geldi, diğeri gitti.

                Bin bir türlü Ali Cengiz oyunları ile hem dışarıdan, hem içeriden bu insanlar uyutuldu.

                İşin farkına varanlar, zindanlarda çürütüldü, işkencelerde öldürüldü, idam sehpalarında can verdi.

                İşin farkında olanlar halen günümüzde de zindanlara atılıyor, hayatı zehir ediliyor. Bu uyutmanın bedelini toplum binlerce yıldan bu yana ödedi. Ama son yüz yıldır daha da ağır ödüyor.

                Bunu bir örnek vermek gerekirse, günümüzden yüz yıl öncesine kadar savaşlarda ölen sivilin oranı genel olarak yüzde on, askerin oranı ise yüzde doksandı.

                Yüz yıldan bu yana bu durum tamamı ile tersine döndü.

                Savaşlarda ölen sivil oranı yüzde doksana, asker oranı yüzde onlarda kalıyor.

                Savaşlarda en fazla zararı halk çekiyor artık.

                Günümüzde kapitalist-emperyalistler kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmez.

                Toplumda bireyleri yıllardır uyutmanın, gerçekleri saklamanın, eğitimde özgür düşünen insan yetiştirmemenin, etnik ve mezhepsel politikanın bedeli işte böyle ağırdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.