Emperyalizmin; ülke, din, ırk, yoksul, zengin gözetmeksizin virüsle katlettiği ölümler oyununun böyle bir çağda artık bozulması insanlığın yaşaması adına şarttır. Aksi halde, dünyada insanlığın birbirinden yabancılaştığı, duyguların yok edildiği, robotlaşan ve insanlık dışı yaşamın hazırlığına 1980 sonrası hız veren emperyalizmin; bilimi güç dengesinde kullanması önü alınamaz bir sürece girmiştir, böyle giderse katliam çeşitleri yıllar geçtikçe vahşice çoğalacaktır…

         BİLİMDE ÖLÜM!

         İnsanlık; 1720’de sonlanan Marsilya Salgınını, 1820’de sonlanan Kolera Salgınını, 1920’de sonlanan İspanyol Gribini ve İspanyol Gribinden sonra sürekli GRİBAL MUTASYONLA geliştirilerek yayılan (Kuş Gribi, Domuz Gribi, SARS Virüsü) son adıyla Corona Virüs adı verilen ölümlerle yaşanmış GERÇEK sürece asla komplo teorisi diyemez. Tez hazırlamak nedir, Teori geliştirmek nedir, Komplo tasarlamak nedir, Düşünce üretmek nedir, Fikir bildirmek nedir, Gerçek aktarmak nedir, Yalan söylemek nedir, İddia etmek nedir; bu çağda herkesin bu kelimelerin anlamını artık doğru bilmesi, doğru kullanması, konusuna göre deyimleştirmesi gerekir. Yaşanan virüs olaylarından Bilimin önceden haberinin OLMADIĞINI da, özellikle son dört yüzyıla istinaden; Bilimin önleyici veya geliştirici bir çalışmasının OLMADIĞI da asla iddia edilemez. Hiç kimse Obama’nın gördüğü tehlikeye karşı Prof. Liberman’ı görevden alıp yargılattığını ve Trump’la yeniden göreve getirilip, bir soğuk savaş planında kullanılıp, Çin gezisi aldatmacasıyla insanlığın devamını tehdit ettiğini de inkar edemez.

         Bu yazıda her bir başlıkta vurgulayacağım konuların öncesi bir çok olayları bilinmektedir. Burada kaleme alsak, dünyada bilimsel yapılan katliamlar, savaşlar sayfalara sığmaz, hepiniz birçoğunu biliyorsunuz, okuyorsunuz. Örneğin NÜKLEER Santralleri bile; Bilimin keşfedip, geliştirdiğini, çok amaçlı uyguladığını inkar edebilir misiniz? HAYIR! Emperyalizmin; BİLİM ELİYLE insanlığı da kontrol altında tutmak ve güç dengesini koruyarak katliamlarını uygulamak için; Tıp Dünyasını emri altına alarak kendi kadrolarıyla neler yaptığını görüyoruz. Örneğin, sağlık sektöründe etkisi azaltılan ilaçlardan tutun da, yoksul ülkeleri nasıl önce hastalandırıp sonra iyileştirmek için sömürdüğü, öldürdüğü gibi gerçek olayları baştan yazmaya lüzum yoktur…

         Şu anda Milletimiz nasıl İktidar tarafından tüm kurumları ele geçirilip, yandaşlarca devletimiz yanlış yönetildiği için hiçbir doğru habere ulaşamıyorsa, kımıldayamıyorsa, BİLİM DE; dünyada emperyalizmin elinde tutsaktır ve güçler dengesi ne diyorsa onu yapmaktadır. BİLİM İNSANLIĞI ÖLDÜRMEKTEDİR!

         HUKUKTA ÖLÜM!

         Yine aynı yüzyıllara tekâmül eden Hukukun Hukuksuzluğu tüm dünyada aynı derecede güçlüyü koruyan, güçsüzü yok eden, zengini aklayan fakiri suçsuz yere yargılatan, suçluyu taşıyan suçsuzu hiç yargılamadan tutuklatan, hırsızı berat ettiren dürüstün her şeyini elinden alan vb. gibi; Bilimle aynı şekilde yol alıyor. HUKUK; yaşam kalitesinde doğruluğu, dürüstlüğü, hakkı, hukuku, özgürlüğü, eşitliği, adaleti sağlayan değil, tam tersi şekilde insanlığa yakışmayan, öldüren bir hukuk anlayışı sürecine girmiştir. Zannetmeyin ki, bu sadece ülkemizde böyledir. Diğer ülkelerdeki insan hakları aldatmacası, birleşmiş milletler anlaşmaları gereği taraflı uyarılar gibi oluşumlara aldanmayın. Onlarda bizden çok daha önce hukuksuzluk başladı, nüfus yoğunluğundan dolayı büyük ülkeler olduklarından belli olmuyor.

         Örneğin; Corona Virüs olayında Trump’ın aldığı kararı izliyorsunuz, kendi ülkesinde ayrımcılık yaparak, devletinin sınırları içinde olan yoksul bölgeleri ölüme mahkum edip yardım göndermiyor, hukuk bu ülkede vardır diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Türkiye’de DARBE OYUNU uygulatıp, darbe plancısı olarak korumaya aldığı FETO’yu ülkesinde barındıran bir ülkede hukuk var diyebilir miyiz? Hayır, çünkü HUKUK tıpkı Bilim gibi emperyalizmin elinde bir silah aracı olmuştur, değerini, güvenilirliğini kaybetmiştir. ABD’nin başka ülkelerin hukukunu, siyasetini yönettiğini bu örneklerle gördüğümüz halde; emperyalizmin hem varlığını hem de birbirlerini kollayan devletlerden oluşan KORKUNÇ bir güç dengesi olduklarını inkar edebilir miyiz? Edemeyiz.  Hangi ülke olursa olsun, hiç bir kurumda; devletinin geleceği adına yanlışları söylemek isteyeni hukukla koruyabilen bir hukuk dahi kalmadı!!! Çünkü dünyada devletlerin başı ele geçirilerek; devletler piyona dönüştürüldü, devletler emperyalizm ortaklarınca yönetiliyor. Konuşan öldürülüyor, iyi bir buluş bulan öldürülüyor, haksızlığa uğrayanları savunan avukatlar öldürülüyor. HUKUK; HUKUKSUZLUKLA Donanmış, HAKLARI, ADALETİ, İNSANLIĞI ÖLDÜRÜYOR! Katliamı, Katilleri Koruyor! Hukuk öyle kirlendi ki, adaletli sorgulamak, araştırmak, suçlu bulmak bitti. HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ Koruyan, Uygulayan; Savcılık, Yargıçlık sözde ve isimde kaldı…

         DİNDE ÖLÜM!

         Bazılarınız sinirlenecek, belki de üzülecek. Önemli olan sorgulayanı anlamanızdır. Yakın çevrem bilir, BEN DİNLERE İNANMAYAN, DİNLERİN bir KURGU olduğunu, insanlığın akıl ve yürek sevgisiyle yaşatılması gerektiğini çevreme yıllardır anlatan biriyim. Bu sohbet herkesle yapılmaz. Kısaca şunu söyleyebilirim; İBRAHİM öyle bir kitap yazmış ki; insanlığa yakışan bir ahlaki sözlük değerinde, adı TEVRAT. Öğrencilerime ders anlatırken diğer kutsal sayılan kitaplar ve Kuran-ı Kerim için de aynı tanımı yapardım. Kuran-ı Kerim doğru anlaşıldığında ve aktarıldığında insanlığa YAZILMIŞ AHLAKİ SÖZLÜKTÜR. Dinci tüccarların ayetleri çok iyi kullanmasına; tüm kutsal sayılan kitaplar elverişli yazılacak kadar dikkat edilmiştir. Çünkü DİNLER kurgulandığı yüzyıldan itibaren aslında savaşlar için kullanılan siyasi algı operasyonlarıdır…

         İbrahim’in iki Eşi vardı, biri HACER, diğeri SARA. İnsanlık bu iki Kadının birbirlerini kıskanmalarından dolayı ektikleri kötülük tohumları yüzünden; yüzyıllardır insanlar DİN üzerinden birbirlerini katlediyor. SARA; İSRAİL! HACER; FİLİSTİN! Ve tüm dinler istediklerinde gizli anlaşmalarla uzlaşıyor, kendilerine inananları katlediyor, kullanıyor. Krallıklar, Siyonizm, Masonluk ve birçok gizli oluşum dinlerden dogmadır…

         Eğer SUUD Krallığı gerçekten İslam Dinine inansaydı, Arap halkının katledilişini izlemez, çok lüks yaşamazdı, zaten kendi halkını vuran silahları bile kendisinin dağıttırdığını biliyorsunuz. Eğer PAPA gerçekten İsa’ya inansaydı bu gün kendi dinine mensup olan dünya liderlerinin katliamlarına, savaşlarına izin vermezdi. Hahamlar gerçekten Yahudi olsalardı, yüzyıllardır katledilmiş bir ırkın mensubu olarak insanlığın katledilişine en önde hazır bulunmazlardı. Kısacası DİN KURGUSU dünyadaki insanlık tarihinde ilk güçler dengesi oluşumunun temelidir. Malzemesi insandır, güçleri cahillerdir, yoksulluktur. Yıllar geçtikçe hem bilimi desteklemiş ve kullanmış, hem de cahilliği elinde tutarak sömürmüş, katletmiştir. Dünya tarihi olaylarında hangi devletin yıkılışına baksanız dinlerin güç dengelerinin savaştığını görürsünüz. Âdem ile Havva’nın doğumunu insanlık tarihinin başlangıcı olarak kabul ederek yalan söyleyip, inandıracak kadar tehlikeli DİN KURGUSU yok edilmeli ve İnsanlık Yasası hayata geçmelidir! Dünyada binlerce yıl öncesinden bu yana insanoğlunun yaşadığı doğrulanmıştır. Şimdi sadece geriye çekilmiş gibi görünüp, yaşam şartları değiştiği için, bilim, hukuk, siyaset ve ordudaki ağırlığı ile aslında dinler ağırlığı insanlığın tepesindeki en büyük KATİL DİR!

         Zira Dinler gerçekten var olsaydı, bugün hiçbir dinin başındaki en yüksek görevli; dünyadaki acı olaylara izin vermezdi, buradan şu sonuç ta çıkar; demek ki din adamlarının Allah veya Tanrı inancı da yok! Olsaydı insanlığın yok edilişine, yoksulluğa, dinlerin hepsinde “insan öldürülmez” emri olduğu halde seyirci kalmazlardı. Allah’tan veya Tanrı’dan korkar, tam aksine; insanlar için en güzelinin yapılmasını devlet adamlarına şart koşarlardı…

         SİYASETTE ve ORDUDA ÖLÜM!

         17 Mart’ta yayımladığım “Emperyalizmin Virüsü ve Türkiye” adlı yazımda belirttiğim gibi, siyaset; dünya üzerinde emperyalizmin eliyle her alanı tamamen şekillendirerek dizayn ediyor.  Şekillendirme ÖLÜM saçıyor, şu an tüm dünyanın ölümle karşı karşıya kaldığı Corona Virüsün ardından yeniden ekonomi güç dengesi ellerinde kalacak, güçsüz ülkeler borçlandırılacak ve yandaş liderlerle denge ellerinde kalacak. Sosyalist Lidere sahip tek ülke KÜBA. Emperyalizm 20. Yüzyılda ikiye ayrılmak zorunda kaldı. 1- Kapitalist Emperyalizm, ABD ve yandaş ülkeleri. 2- Sosyalist Emperyalizm; Rusya, Çin, Kuzey Kore, İran… Türkiye ise tam bir bunama ve DİNLE uyuşturulmuş halde; ABD ve Rusya arasında denge ülkesi ACİZLİĞİNDE! Türkiye Cumhuriyet gibi bağımsızlığın garantisi, sigortası olan bir değere sahipken; dincilerin, ırkçıların oyunlarıyla emperyalizme yenik düşen, ABD ve Rusya arasında kendi koltuğunu güvenceye almak isteyip, ortayı oynayan bir liderle yönetiliyor.  1946’dan bu yana siyasetle darbeler, idamlar, katliamlar, terör kurgusuyla terörün desteklenmesi ve halkının hayatını katleden bir süreç devlet işlevimizde devam ettiriliyor. Dünyada tüm ülkelerde yaşam şartlarına göre durum değişse de kurgu aynı. Ülkelerin askeri orduları da siyasilerce düzenlenip, kurulduğundan ve yönetildiğinden düşünün ki; tehlikede olan bir ülkenin ülke sınırlarında savaşması gerekirken, artık kendi askerlerini başka ülkelerin meselelerine gönderen, kurban eden bir yapılanma yine emperyalizmin eline güç olarak teslim edilmiş.

         Daha geçen ay bizim olmayan, emperyalizmin gelecekte faydalanacağı Suriye İDLİB Bölgesine Türk Askerleri kurban edildi. Yüzlerce Şehidimiz toprağa verildi. 1980 sonrası bölgedeki teröre bile bile 100 BİNİN üzerinde kurban edilen insanlar; Dünya Siyasetinin ÖLÜMLÜ İşlevinden kaynaklıdır. Günümüz çağında; SİYASET ve ORDU birbiriyle en yakın dayanak ve güçtür. Ordu’nun en büyük teslimiyeti EMİR KOMUTASI olmasıdır. Devletler siyasetle yönetildiği için; gerçekte Ordu’nun devletlerin gücü olması gerekirdi. Ama ORDU; Siyasi güçlerin gücü oldu, kısacası Ordular son çağda; kendi ülkelerinin siyasilerine yenilmiştir, esir edilmiştir. Vazife yaptıkları algısıyla; Ordu Mensupları emperyalizmin elinde kukla olmuştur...

         Ordu’da BAŞKOMUTAN’ın ve Siyasi Devlet Adamının nasıl olması gerektiğinin EN BÜYÜK ve TEK örneği; Mustafa KEMAL ATATÜRK’tür. Osmanlı’nın dış güçlerle birlikte devleti parçalara ayırmasına, düşmanların vatanı kuşatmasına seyirci kalmayıp, Osmanlı Devletine mensup Askeri Rütbesini kendi yakasından sökmüş, emperyalizme o zaman esir olacak bir devletin Ordusundan ayrılmış ve Kuvayı Milliye’yi kurarak vatanı kurtarmış BAĞIMSIZ BİR ASKER ve sonra emperyalizme yenilmeden İHTİLALLE Cumhuriyet Devletini kurmuş KORKUSUZ BİR LİDERDİR. Dünya emperyalizminin siyasi oyununa yenilmeyen TEK ASKERİ BAŞKOMUTAN ve TEK Devlet Kurucu Lideri Mustafa Kemal’dir!

         Emperyalizmin güç düzeni birbirlerini tamamlayan ülkeler dengesinde öyle sağlam kurulmuş ki;

Emperyalizmin EMRİNİ;

BİLİM; BULUYOR ve UYGULUYOR,

HUKUK; Emperyalizmi Koruyarak İşliyor,

DİNLER; İnsanlığı Kullanarak DESTEKLİYOR

Ve SİYASET ile ORDU Emperyalizmi İşleviyle SÜREGENLEŞTİRİYOR…

         İnsanlığın ve Dünyanın Sağlıklı Evrimleşmesi; bu ÖLÜMLÜ KATİL düzenden nasıl kurtulur? Onu da bir sonraki yazıda işleyelim. Aslında yukarıyı okuduğunuzda hepinizin aklına nasıl kurtulacağımız gelmiştir, önemli olan bir yazıda okurların doğru düşünebilmelerini sağlayabilmektir. İnsanlık düşünebiliyorsa, fikir üretebiliyorsa, birleşerek amacını güçlü uygulayabilecekse; zaman geçmiş değildir…

         Saygılarımla.

         Beyhan BALABAN

         Cumhuriyet’in KALEMİ

        

        

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.