“Yol göstericimiz akıl ve bilimdir.” Diyerek alıntı yaparız ama “kadercilik” en büyük desteğimiz olur. “İnşallah” temennimiz, “Maşallah” da övgü sözcüklerimiz olur.

                “Devletçilik” ilkesini onurla seslendiririz ama özelleştirmelerden yana tutum alır ve “Her şeyi devletten beklemek olmaz.” Diyecek kadar da kendimizden emin davranırız.

                “Laiklik” örneğini göstererek din ve devlet işlerinin birbirlerinden ayrılmaları gerektiğini söyleriz ama anasınıfından başlamak üzere verilen din eğitimi (!) ucubesine sessiz kalırız.

                “Atatürkçüyüm” demenin yeterli olduğuna inanır ve hatta Atatürkçü düşünce Derneği kurucusu bile olur ama, İstiklâl Marşı’nın kongrelerde okunmasını istemeyiz. Gerekçemiz ise oldukça ikna edicidir; İstiklâl Marşı’nı sıklıkla söylersek değerini kaybeder!

                “Atatürkçüyüm” demeyi sürdürürüz ama, heykellerini dikmek, şiirler okumak, fotoğraflarını biriktirmek, yaymak, asmak vb. ispat çabalarımız olur.

                Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken, “Cumhuriyet’i ilan edeceğim” deseydi, kaç kişiyi alabilirdi yanına?

                Ya da halk önderleriyle toplantılar yapmasaydı ve halkın nabzını dinlemeseydi?

                “Şapka takmadığı için asıldı” palavralarına inananları, ötekileştirseydi?

                “Eşkiyalığa devam edeceğim…” diyenlere karşı radikal karar alıp uygulamasaydı örneğin?

                “Bir gecede cahil kaldık…” palavralarının inandırıcılığı olsaydı, Türkçemiz olur muydu?

                Zaman, zemin, durum, tespitler yapmak için en önemlidir. Ardından da çözümler.

Hani hep deriz ya “Değişmeyen tek şey değişmektir.” Diye. Bu deyişi, bu gerçekliği, bu genel kuralı neden uygulamayız peki?

                Kişiler değişebilir. Çıkarları için bile olsa. Söylemleri, tutumları insanımıza, toplumumuza hizmet ediyorsa “Değişimin zorunluluğundan” diyebiliriz.

                Yalpalamalar olduğunda mı?

                Doğruya yönlendirmek görevimiz her zaman vardır. Etkili olabilme gücümüz de bilgimize, birikimimize, samimiyetimize, etkimize bağlıdır elbette.

                Hiç kimsenin hiç kimseyi dışlama hakkı, haddi, lüksü yoktur. Ta ki, gericiliğin ve bölücülüğün kat’i olduğu kesinleşinceye kadar.

                Her şeyi bilemeyiz ama, öğrenebiliriz.

Sınavlarda, bildikleri halde yanlış yapan öğrenciler olur. Genellikle, soru tam olarak okunmaz. Sorunun ilk tümcesi okunduğunda, sonrası tahmin edilir ve sorunun tamamı okunmadan yanıt verilir. Oysa soru tümcesinin sonu, olumsuzlukla da bitebilir. Yaşamımız da böyledir.

Uğur Mumcu’yu dinleyelim önce; “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.”

Değişimin insanlık tarihi boyunca hep olduğunu ve olacağını hep akılda tutalım.

Eleştiri ve özeleştiri, sahiplenme noktamız olsun.

Bu sevgi gününde, sevgimizi paylaşalım.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.