Tarih kitapları, yüzyılların akışı içinde gelişen olayları sanki bir gecede olmuş bitmiş gibi anlatır. Deyim yerindeyse, Yontma Taş Devri ile Cilalı Taş Devrindeki zaman aralığı, bir sayfanın öbür yüzünü çevirmek kadar kısadır. Oysa tarih bir süreçtir ve ancak bu sürecin tamamlanmasıyla yeni bir duruma geçilebilir. Sözgelimi Cumhuriyet’in kurulması, uzun sayılabilecek bir sürecin sonucudur ve etkileri bugün bile devam etmektedir. 

Cumhuriyet’e giden yol, 1923’ten çok önce oluşmaya başlamıştır. Osmanlı’nın içine düştüğü ekonomik ve kültürel kriz, bir çözüm olarak Batılılaşma arayışı, yurt dışına giden öğrenciler, Tanzimat Fermanı, Meşrutiyet dönemleri, ardından emperyalist güçlerin Anadolu’yu işgali, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması, Cumhuriyet’e giden yolun basamakları olmuştur. “Her ağacın kurdu, özünden olur.” atasözünde vurgulandığı gibi, saltanatın olumsuzlukları Cumhuriyet’in doğuşuna zemin hazırlamıştır. Nitekim 29 Ekim 1920’de Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Saltanatın kaldırılıp Cumhuriyet’in kurulması, oldukça köklü bir değişimdir. Bu nedenle yönetim anlayışının yanı sıra halkta da önemli değişimler hedeflenmiştir. Ancak Cumhuriyet kurulur kurulmaz bütün beklentilerin öngörülen sürede yanıt bulduğunu söylemek güçtür. Bu durum, ancak ülkemizin içinde bulunduğu toplumsal ve ekonomik koşullarla ilişkilendirilerek açıklanabilir. Sözgelimi, Cumhuriyet’in eğitimle ilgili beklentilerinde önemli aşamalar kaydedilse de ortaya çıkan toplumsal sorunlar, söz konusu hedeflerin bugün yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.

Cumhuriyet’le beraber en önemli gelişmeler, eğitim alanında yaşanmıştır. Geniş halk kitlelerine eğitim vermek amacıyla Latin alfabesine geçilmiş, okuma yazma seferberliği başlatılmış, Köy Enstitüleri kurulmuştur. Bugün, neredeyse her köyde bir okul, her kentte bir üniversite olduğunu; okuryazar oranının yüzde yüze yaklaştığını görüyoruz. Dolayısıyla Cumhuriyet’in başlangıçtaki eğitim hedeflerinin gerçekleştiğini, halkın eğitimle buluşturulduğunu söyleyebiliriz. Ancak bugün, uluslararası sınavlarda başarılı olduğumuzu söylemek oldukça güçtür. Başka bir deyişle okuryazar oranımız artmış olsa da, ne yazık ki eleştirel ve yaratıcı düşünen öğrenciler yetiştirdiğimiz söylenemez. Her kentte bir üniversite var; fakat toplumsal sorunlarımıza kalıcı çözümler üretemiyoruz. Öyleyse Cumhuriyet’in eğitim idealinin henüz bitmediğini,  bu hedeflerin 21. yüzyılın koşullarına göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz.

Sonuç olarak tarih, kesintisizlik içinde akıp gitmektedir. Bu kesintisizliği gözden kaçırmak, toplumsal sorunları doğru değerlendirmeyi ve bu sorunlara çözüm üretmeyi engellemektedir. Tarihin bir süreç olduğunu görmezden gelmek, kişiye sadece ezberlenmiş bilgiler kazandırmakta, bu da toplumsal gelişmeleri yorumlamaya yetmemektedir. Bu nedenle Cumhuriyet’i de böyle bir süreç içinde değerlendirmek gerekmektedir.

Cumhuriyet sürecinde yaşadığımız eğitim sorunlarını aşabilmek için bir yandan tarihsel koşulları iyi çözümlemeli, bir yandan da 21. yüzyılın koşullarına uygun yeni yöntemler geliştirmeliyiz. Başka bir deyişle Cumhuriyet sürecini anlamak ve geliştirmek için dünü bugünle, bugünü de kendi koşulları içinde değerlendirerek yarınlarla buluşturmalıyız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.