Bir ülkenin bitki örtüsünün biyolojik çeşitliliği ve bu çeşitliliğin güvenliği, o ülkenin güvenliğidir. Bu cümle, ülke yerine dünya kelimesi konularak okunduğunda da doğruluğundan hiç bir şey kaybetmemektedir.

1990 yılından bu yana hız kesmeden devam eden ve tüm dünyayı ciddi bir krize sürükleyen neoliberal küreselleşme; başta insanı metalaştırarak dünya üzerindeki tüm sektörleri etkilemiş; küresel ısınmadan tutun, gelir dağılımındaki uçurumun yaratığı yoksullukla devam edin ve topraklara, bitkilere, ormanlara, hayvanlara verdiği zararlarla büyük yıkım yaratmıştır.

Bunun ülkemizde de yansımalarının olmaması mümkün değil; hele de IMF ve Dünya Bankasının yarım asrı aşan yönlendirmeleriyle son yirmi yıldır küresel sermayenin açık pazarı haline gelmişken…

Biz bitkilerde biyolojik çeşitliliğe dönelim ve onun somut yansıması olan tarım ve hayvancılığa…

Özellikle 2002 yılından sonra bu alanda çıkarılan yasalarla tarım ve hayvancılığımız da çok uluslu şirketlerin çıkarlarına uygun hale getirilmiş oldu.

Tohum yasası ile üreticilerin kendi tohumunu kullanması neredeyse imkansız hale getirilip, cezalandırılırken; komşusuna tohum satması ise kesinlikle yasaklandı. 1927 yılından bu yana çok başarılı tohum ıslah çalışmaları yapan ve ülkemiz koşullarına uygun verimli, dayanıklı tohumlar üreten tohum ıslah merkezleri etkisiz hale getirildi ve bir ülkenin en stratejik kaynaklarından bir olan tohum çok uluslu şirketlerin insafına bırakıldı.

İnsanlar tohum takas şenlikleriyle, Seferihisar gibi belediyeler yerli tohumları mevcut tohum yasasına uygun şekilde ıslah edip üreticilere dağıtarak bu kuşatmayı aşmaya çalışmaktadır.

Meralar sağlıklı hayvancılık için vazgeçilmez alanlardır. Korunup daha verimli hale getirilmeleri bu nedenle çok önemlidir. Mera yasasında üst üste yapılan değişiklikler, bırakın korunmayı, madencilere,  sanayiye, turizme, yapılaşmaya açılması kolaylaştırıldı. Bu sadece hayvancılığa vurulan bir darbe olmakla kalmadı; meralardaki zengin bitki çeşitliliğini de tehlikeye attı.

Tütün yasası ile dünyada ve ülkemizde tütün tüketimi artarken tütün üreticileri 500 bin aileden, 40-50 bin aileye indirildi. Yerli tütün neredeyse yok edilirken, neredeyse yerli marka sigara kalmadı.

Madencilik yasası ile madenciliğin yarar ve zarar oranı gözetilmeden mera, dağ ve ormanlarımız maden şirketlerinin insafına terk edildi. Ağaçlarımız kesildi. Topraklarımız ve yer altı sularımız kirlendi.

Şeker yasası ile şeker pancarı ekimi azaltıldı. Bunan geçinen birçok aile topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi sonucunda şeker üretimi azaldı, yerini sağlığa zararı kesin olduğu bilinen nişasta bazlı şeker aldı.

GDO’lu tohumlarla yapılan tarımla toprak yanı sıra yerel bitkiler de zehirlendi.

Kontrolsüz gübre ve ilaç kullanımıyla toprak başka bir şey oldu, bitkiler başka bir şey ve bunları tüketen insanlar başka bir şey…

Ormanlarımızı, topraklarımızı, tohumlarımızı, tarımımızı, suyumuzu çok uluslu şirketlerin elinden kurtaramaz, biyolojik çeşitliliğimize sahip çıkamazsak ne olacağımızı sizlere bırakıyorum…

Bu alanda canhıraş mücadele veren çevre dostlarını ve kurumları selamlıyorum!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.