Aynı köyün çocuğuyduk. Hep birlikte aynı tarlada sığırın sırtından dökülen tüylerini toplar, elimizin içinde ovalayarak top yapar oynardık. Aynı okula gider, aynı sınıfı paylaşırdık.  Ayanı havayı solur, aynı tarlada birlikte çelik çomak oynardık. Oyuna başladık mı güttüğümüz hayvanları unuturduk. Sığır güderken ekmeğimiz ve haşlanmış bir yumurtayı ikiye böler yerdik. Çocukluk işte biz böyleydik.

                Aynı okula giderdik ama köyümüzde okul olmadığından başka köydeki okula gitmek zorundaydık ve günlük gidip geldiğimiz yol on kilometrelik yoldu. O zaman Cumartesi günleri de okullarda eğitim öğretim yapıldığından haftanın altı günü böyleydi.

                Aradan yıllar geçti, ilkokul, ortaokul derken yollarımız ayrıldı. Ben yatılı ilk öğretmen okuluna, o liseye devam etti. Okulumu bitirince Anadolu’nun bir dağ köyünde birçoğunun ayakları çorap dahi görmemiş, fırın ekmeğini arpa bazlamasının içine sarıp katık yapan çocuklara öğretmenlik yapmaya başladım ve orada dört yıl kaldım. Oraların durumlarını az çok biliyordum ama bu kadar yoksul ve geri kalmış olduklarını tahmin edemiyordum. Burada onu daha iyi öğrendim. Geri kalmışlıklarının ve yoksulluklarının nedenlerini kendim daha iyi öğrendiğim gibi onlara da anlattım.

                O öğrencilerimin birçoğu bulundukları yaşa kadar kasaba ve şehir görmedikleri gibi otobüs ve kamyon da görmemişlerdi. Gördükleri motorlu taşıt motosiklet ve jipti.

                Bunların nedenlerini köylüye ve çocuklara anlattım.

                Bu yüzden adımız solcuya çıktı.

                Yani köylülere topraksızlığın, işsizliğin, yoksulluğun ve açlığın nedenlerini anlattığım için bana “Sen solcusun” dediler. Onların gözünde solculuk o kadar kötü ve aşağılık bir sıfat ki, neredeyse canımı alacaklardı. Oralarda tarikatçılık çok yaygındı. Şimdi bazı çevrelerin gözünde yine öyledir.

                Ben hiç kızmadım ve “olsun, ne derseniz deyin, ama gerçek böyle” dedim ve işime devam ettim. Bu anlattıklarım masal veya hayal ürünü değil, kırk beş yıl öncesinin gerçekleri.

                Arkadaşım liseyi bitirdi, üniversitede iyi bir bölüm kazanarak okuyup meslek sahibi oldu ve iş hayatına atıldı. Kamuda fazla çalışmadı. Kısa zaman sonra ayrılarak ticari hayata başladı ve kısa zamanda işini büyüttü.

                İşini büyüttü. Yüzlerce işçi çalıştırır duruma geldi.

                İşini büyüttükçe çocukluğundaki hayatı, anne, baba, akraba, komşu ve arkadaş çevresini de unuttu. Hani derler ya “Burnu amma da büyümüş.” İşte o cinsten oldu.

                Çalıştırdığı insanları aşağılıyor, hor görüyor, neredeyse açlıktan ölmeyecek kadar ücret verecekti. O yoksulluk içinden gelen arkadaşımın, (gerçi şimdi arkadaş olmadığımız gibi hiç de görüşmüyoruz ya)bir eli yağda bir eli baldaydı.

                Bir gün işittim ki liberal, sağcı ve muhafazakâr bir partiden siyasete soyunmuş.

                Desteklediği parti seçimde başarılı da oldu ve mecliste çoğunluğu aldı.

                Yıllardır iktidarda olan partinin iktidarda olduğu dönemlerde, tarım, hayvancılık, turizm gittikçe zayıfladı. Sanayi üretimi geriledi.

                Eğitim sistemi tamamı ile dinselleştirildi ve bilimsellikten uzaklaştırıldı.

                Öğrencilerin sınav sistemi düzeni bozuldu, kimse ne yapacağını dahi bilemez duruma geldi.

                İşsizlik, enflasyon, çocuk işsiz sayısı, çocuk gelin sayısı, arttıkça arttı.

                Yabancı paralar karşısında Türk Lirasının değeri de düştükçe düştü.

Tarım ülkesinde tarım ve hayvancılık yapılamaz olduğundan canlı hayvan, et ithali başladı.

Canlı hayvan ithal ederken yanında saman ve hayvan yemi ithal etmeye başladık.

                Ekmeklik buğday, bira üretimi için arpa, elektrik üretiminde kullanılmak üzere doğal gaz, çeşitli kimyasal maddeler, ilaçlar ve makine parçalarının ithali zaten devam ediyordu.

                Eski sözde solculardan biri de çıkmış,“Adalet en uygun bu iktidar zamanında uygulanıyor. Emperyalizme karşı en iyi mücadeleyi şimdiki hükümet veriyor.” Diye biliyor. Bu kişi bazen solcu, bazen ulusalcı, bazen liberal, bazen de demokrat oluveriyor.

                Arkadaş da terörün araştırılması için kurulacak komisyona, çocuklara karşı tecavüzcülere uygulanacak cezanın arttırılmasına karşı “Hayır” diyen milletvekillerine destek verenlerden oldu.

                Şimdi işçilerin hafta sonu tatiline göz diktiler.

                İşçilerin hafta sonu tatilini de tarihe karıştırmak istiyorlar.

                Taşeron işçi çalıştırdıkları, işçilerin sosyal haklarından kıstıkları, emeklilik yaşını uzattıkları, sendikal ve özlük haklarını ortadan kaldırdıkları yetmedi, şimdi de hafta sonu tatiline gözlerini diktiler.

                Tam bir sömürü, adaletsiz bir düzen kurmanın peşindeler.

                Çocukluk arkadaşım da bunlarla birlikte, emeğe, emekçiye, demokrasiye, demokratikleşmeye, bilimsel eğitime, çağdaşlaşmaya ve özgürleşmeye karşı bir tavır takındı.

                Çocukluğunda yoksulluk görmemiş, sıkıntı çekmemiş.

                Hani derler ya.” Civciv yumurtadan çıkmış da, kabuğunu beğenmemiş.”

                Ben kabuğunu beğenmeyenlerden olamadım.

                Ama maalesef o kabuğunu beğenemeyenlerden oldu.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.