Yaşadığımız coğrafyanın derinliklerinden gelen hasletlerin vurgun yediği  ülkemizde,  değer yargıları hızla aşınıp  yozlaşırken  çeşitli güdülere kapılan toplumun bir bölümü, aymazlık denizinde  çırpınıp duruyor. Ülke nüfusunun  yarısından fazlası  açlık sınırının altında var olma savaşımı verirken, seçkin bir azınlık günün gün ediyor. Bütün bu adaletsizlikler yetmiyormuş gibi ülke kaynakları yerli işbirlikçilerin  taşeronluğunu üstlendiği projelerle  emperyalistlere peşkeş çekmenin hesapları yapılıyor.

İzmir’den denize dökülerek kovulan emperyalistlerin  81 yıl sonra ülke kaynaklarını  yağmalamak üzere geri çağırıldığını görmek ne acı değil mi?

Yöneticilerin  beylik nutuklar atarak  kutladıklarını sandıkları 30 Ağustos Zafer Bayramı (Bana göre, her türlü bağımsızlığımız elden gittiğinden ortada kutlanacak bayram falan kalmadı) etkinliklerini yüreğim kan ağlayarak, içim buruk izliyorum. Tanık olduğum olaylar yara mı daha da derinleştiriyor.

Baktığım her yerde, İzmir’e doğru kaçan Yunan askerlerine, zafer kazanan bir komutan gibi değil de, savaşın yıkıcılığına isyan eden Mustafa Kemal’in o insan yüzünü görüyorum. Beri yanda, günümüzün sözde politikacılarının hal ve hareketleri karşısından iğreniyorum

Her zaman vurguladığım gibi, ülkemizdeki adaletsizliğe, sözde yöneticilerin aymazlıktan öte  ihanetleri üzerine söylenecek çok söz var, ama  içimdeki büyük tepkiyi tanımlayacak tümceleri ucu ucuna eklemekte güçlük çekiyorum. Söylemek istediklerimin tümünün içimdeki isyanı yansıtmakta yetersiz kalacağını biliyorum.

İyisi mi sözü bu noktada,  Amerika’nın isteklerine boyun eğerek Kore’ye asker gönderen  dönemin yöneticilerini eleştirdiği için 1951 yılının 15 Ağustosu’nda vatana ihanet suçlamasıyla yurttaşlıktan çıkarılan büyük usta Nazım Hikmet’e bırakalım:

Şehitler, Kuvayi Milliye  şehitleri,

               Mezardan çıkmanın vaktidir!

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,

               Sakarya’da, İnönü’de, Afyon’dakiler

               Dumlupınar’dakiler de elbet.

               Ve de Afyon’da Antep’te vurulup düşenler,

Siz toprak altında ulu köklerimizsiniz

               Yatarsınız al kanlar içinde.

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri

               Siz toprak altında derin uykudayken

                            Düşmanı çağırdılar,

                            Satıldık uyanın!

Biz toprak üstünde derin uykudayız,

                            Kalkıp uyandırın bizi!

                                        Uyandırın bizi!

Şehitler, Kuvayi Milliye  şehitleri,

               Mezardan çıkmanın vaktidir.

Nazım Hikmet’in şehitlerimize yarım yüzyıl önce yaptığı çağrı, günümüzde de  güncelliğini fazlasıyla koruyor. Çünkü, sözde devlet adamları aksini iddia etseler de, şehitlerimizin kanıyla sulanarak kurtarılan güzel yurdumuz her yönüyle kuşatılmış durumda.

Şimdi sorarım size,  kim vatan haini?

Yurdunun bağımsızlığını savunan Nazım mı, yoksa emperyalistlerle al takke ve külah yapanlar mı?

Çok öfkeliyim çok...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.