Değerli dostlarım, selamlar. Hazır hepimiz Çin’den yayılmaya başlayan bu korona virüs illeti sonrasında gözlerimizi Çin’e çevirmişken, gelin beraber Çin dünyanın en büyük üreticisi olmak için neler yapmış, bir göz atalım. Kim bilir; belki okur anlar ve ders çıkartabiliriz. Belki bir Çin olamayacağız, ama ders her zaman derstir.

Konuya öncelikle Çin’i tanıyarak başlayalım. Çin’in 1.404 milyar vatandaşı var. Büyüklüğü anlamanız için bir dip bilgi vereyim: Güzel ülkem Türkiye’nin toprak yüzölçümü, Çin’in %8’ine tekabül ediyor. Yani karşımızda devasa bir coğrafya ve çok ciddi bir nüfus var.

Çin’in üretim hikâyesi 1978 yılında yaptığı ekonomik reformlar ile başlıyor. 1970’lere kadar topraklar, tamamen devletindi. Ekonomik reformlara ilk önce tarım konusunda başladılar. Tarihler 1980’e geldiğinde, ülke topraklarını ekmek biçmek için yabancı yatırımcıları kabul etmeye başladılar. Sanayi ve dolayısıyla da üretim hala devletin elindeydi.

1980-1990 arasında ise devlet elini üretimden çekmeye karar verdi. Fakat bizim bildiğimiz gibi bir elini çekme değildi. Devlete ait sanayi tesisleri, bankalar, petrol tesisleri gibi noktaları özelleştirmeye başladılar. Bu özelleştirme sırasında ise önceliği kendi vatandaşlarına verdiler. Kendi vatandaşları talip olmaz ise, yabancılar talip oluyordu. Ama bahsettiğim özelleştirmelere zaten kendi vatandaşları talip oluyor, yabancılara daha az pay kalıyordu. Sadece bunlarla yetinmediler. Mesela üretilen ürünün fiyatını devlet belirliyordu, ondan da vazgeçtiler. Fakat devlet olarak özelleştirdikleri yerlerden ellerini ve gölgelerini hiç çekmediler. Çok sıkı bir şekilde denetlediler.

İşte bu yeni oluşturulan özel sektör, 2005 yılına geldiğinde Çin’in gayri safi yurtiçi hasılasının %70’ini yaratıyordu. Cümleyi daha açarsak, kazanılan 100 liranın 70 lirasını az önce bahsettiğim yeniden yaratılan ve sıkı denetlenen özel sektör kazanıyordu. Çok ciddi büyüme oranları kaydettiler. Mesela %9.5 büyüdükleri zamanlar oldu. Çin devleti bu büyüme oranları karşısında, özellikle özel sektöre karşı denetimlerini hiç azaltmadı, aksine arttırdı. Kazanılan para büyük olmaya başladıkça, denetimler de sıklaştı anlayacağınız. Kısaca Adam Smith’in o efsanevi “ Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar “ mottosunu; “ Denetle, geçir. Denetle yaptır” şekline evirdiler ve çok güzel bir şekilde uyguladılar.

Çok ciddi bir nüfus gücü olduğundan, işçi bulma konusunda zorlanmadılar. İş arayan çoktu. Bu da işveren tarafına bir artı olarak yazıldı. Belirlediği ücreti birisi beğenmezse, hayatını idame ettirmek için bir diğer Çinli beğeniyordu. Hemen asgari ücret konusunda güncel bir bilgi paylaşayım. Şangay’da asgari ücret, kuru 6.5 olarak alıp hesapladığımızda hemen hemen bizim asgari ücretimize denk ( 2.312 TL ) Ne oldu, şaşırdınız mı?

Ucuz iş gücü dedik ya, sizin düşündüğünüz gibi ucuz değil aslında. Mesela potansiyel rakiplerine göre daha fazla maaş ödüyorlar. Kim bu rakipler? Hindistan, Meksika, Filipinler ve Endonezya tabii ki. Bu bahsettiğim ülkelerdeki asgari ücretin neredeyse 4 katını ödüyor Çin asgari ücretli çalışanına.

Özel sektörü daha çok teşvik etmek için, iş yapış hızını arttırdılar. Bürokratik engeller elbette vardı, ama bu engelleri kapı kapı gezip evrak doldurarak hallettirmek yerine, dijital dünyadan hallettirmeyi tercih ettiler. E hal böyle olunca da, her sene Dünya Bankası tarafından yayımlanan “ İş Yapabilme Endeksi” tablosunda da en tepelere yükseldiler. Ben de geçen sene bu iş yapabilme endeksi hakkında bir yazı yazmıştım. Merak edenler o yazıyı buradan bulabilirler.

Dünya’dan uzaklardı. Üretiyorlar ama dünyaya bu malı gönderirlerken zorluk yaşıyorlardı. Çünkü malın taşınması çok ciddi bir maddi külfetti. Devlet hemen bunu fark edip, ihracat vergilerini azalttı. Bununla da yetinmedi, belirli bir düzeyde ihracat yapan firmaların lojistik maliyetlerinin bir kısmına da ortak oldu. Üretici memnundu, üretiyor dünyaya satıyordu. Vergilerden de nispeten kurtulunca çok ciddi bir fiyat avantajına sahip oluyordu. Üstüne bir de devlet, lojistik operasyon maliyetlerine destek olmuştu.

Elinizi vicdanınıza koyun söyleyin, böyle bir ortamda siz yatırımcı olmak istemez miydiniz? İşte sizin gibi binler düşündü ve cevabını vererek soluğu Çin’de aldılar. Yatırımcıyı kendisine işte böyle çekti Çin.

Çin’deki özel sektör, hep değindiğim ölçek ekonomisini yakaladı. Neydi ölçek ekonomisi? Mesela el broşürü bastırmak istiyoruz. Matbaacı diyor ki, 1000 tanesi 10 lira; 2000 tanesi 11 lira. Çünkü seri üretimi yakaladığı zaman maliyetleri düşünüyor. İşte bu ölçek ekonomisi konusunu çok iyi kullandı Çin’deki özel sektör. Mallarını almak isteyenlere daha büyük siparişler verin dediler, hatta çoğu zaman belirli bir adedin altında sipariş almadıklarını belirttiler.

Sözün özünü kısa tutacağım dostlarım.

Ürünlerini beğenip beğenmemek sizin kendi tercihiniz.

Çin’i sevip sevmemek de sizin kendi tercihiniz.

Ama merak eder de Çin bu işi nasıl yaptı derseniz, işte size Çin’in yol haritası.

Her reçete her yerde işe yarar mı, bilinmez ama Çin’in açık reçetesi de işte böyleydi.

Kim bilir belki biz de günün birinde işte “Türkiye’nin Başarı Hikâyesi” diye başlık atarız. Çıkmadık candan ümit kesilmez. Ben hala Türkiye’den ümitliyim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.