Bir insan kaç yılda kendini bulur? Siz buldunuz mu kendinizi? Gerçekten böyle hissediyor musunuz? Neler sizi mutlu eder biliyor musunuz? Ya da neler çocuğunuzu mutlu eder? Kendinizi bulma arayışınız devam ederken –ki bu arayış bir ömür sürer- çocuğunuzun her şeyine kesin net karar vermek ne kadar doğrudur? 

     Yunan mitolojisinde mutluluğa dair bir hikayeye göre;

Tanrılar, insanlar mutluluğu arasın ve böylece kıymetli olsun diye saklamaya karar verirler.

Biri der ki,”Göklerin en uzağına saklayalım.”

Diğeri, ”Denizin en dibine…”

Öbürü, ”Ormanın en kuytusuna saklayalım,” der.

Sonunda biri der ki, ”İçlerine saklayalım. Oraya bakmak akıllarına gelmez.”

     Evet, herkesin mutluluğu içinde, özünde. Özümüz ne bunu nasıl bilebiliriz? Yalnız kalıp kendimize samimi olarak. Düşünün. Ben düşünüyorum. Zor bir eylem. Devam ediyor düşünmem. Bu bir varoluş sancısı mı? Belki evet. Bu bir mutluluk arayışımı? Belki evet. Düşünün. Sizi mutlu edecek şeyler başkaları ile alakalı ise ve bu başkaları eşiniz veya çocuğunuz ise; sizi mutlu edecek şeyler onları da mutlu edecek mi bunu düşünün mesela. Nazım’ın doğum gününün yıldönümü bugün. ‘‘Sen elmayı seviyorsun diye, elmanın seni sevmesi şart mı?’’ diyor usta. Ben de diyorum ki ‘‘Yani siz elmayı seviyorsunuz diye, çocuğunuzun da elmayı sevmesi şart mı?’’ Değil!

     En başta bilinmelidir ki her çocuk özeldir, tekdir ve biriciktir. Öncelikle çocuğunuzu kendine özgü bağımsız bir birey olarak görün. Çocuğunuzu sizin istediğiniz gibi değil, kendi olduğu gibi kabul edin! Böylece çocuğun en iyi kişi yani kendisi olmasını sağlamış olursunuz. İlerleyen yazılarda çok sıkça duyacağınız bir felsefemden bahsedeyim. Bir çocuğun davranışı ahlaki ilkelere ters değil ise ve kendine özellikle fiziksel zarar vermiyorsa karışılmamalıdır. Bırakın çocuğunuz düşe kalka öğrensin. Siz öyle öğrenmediniz mi? Ben özel ders almadım o alsın, ben şuraya gitmedim o gitsin, ben şunu yemedim o yesin, ben şunu yapmadım o yapsın vs. Bunlar hemen hemen bütün ebeveynlerde var. İyi, güzel, hoş da bunların ne kadarı o çocuğa uygun? Yani siz futbolcu olacaktınız ve babanız izin vermedi diye sizin çocuğunuz futbolcu olmak zorunda mı? Yani olaya niye yaptırımlara maruz kalma olarak bakıp çocuğu özgür kılmıyorsunuz? Veya imkan dahilinde okuyamadınız ve sonradan durumunuz çok iyi oldu; çocuğunuz okul, dersane, özel ders ve size maruz kalmak zorunda mı? Şimdi diyeceksiniz onun geleceği için. Onun geleceğinde psikolojisi ne olacak? Öz benliği ile toplumun empoze ettiği ideal benlik arasında uçurum arttıkça sorunlar artacak. Ruh sağlığı sağlanamadan beden sağlığı ve başarı tam anlamı ile sağlanamaz. Ha çalışmasın demiyorum. Çalışsın ama kendi istesin. Nasıl mı ister? Hedef ile. Hedef sağlamadan çocuğa kendi isteği ile bir şey yaptıramazsınız. Bu hedef de sizin koyduğunuz hedefler değil, onun kendine koyduğu hedefler olmalı. Bu arayış sürekli devam edecek. O da kendini bulacak bir gün. Siz bu arayışta karanlığa mum yakın, yolları gösterin. Ama kendi istediğiniz yol dışında bütün yolları karartmayın. Sizin, çocuğun hayatına dair planlarınız var. Hayatın ve çocuğun da ne getireceği bilinmez. Ağzına yumruğu yiyene kadar herkesin bir planı vardır, diyor Mike Tyson. Çocuğunuza fayda sağlamak istiyorsanız, yere düştüğünde nasıl kalkacağını öğretin.

Bunu bizim eğitim sistemimiz öğretmiyor. Bunu birçok eğitim sistemi öğretmiyor.

Bunu hayat şartları öğretiyor. Siz çocuğunuza kalkmayı öğreneceği bir hayat şartı mı sunuyorsunuz yoksa her şeyi hazır bulduğu bir hayat mı?

Çocuklarımızı keşfedelim! 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.