Kendisinin Cumhurbaşkanı seçilmesi uğruna, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni hızlı bir şekilde uçuruma doğru sürükleyen Başbakan Erdoğan,  tehlike oluşturmaya devam ediyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin elini kolunu bağlayarak, PKK’lı teröriste bile ateş edilmesini yasaklayarak, teslimiyet politikasından unutulmayacak (!) örnekler veriyor. Terörist Başı ile adeta eş başkan gibi çalışarak, üniter devlet yapımız ile ulusumuzun bütünlüğünün altını oyuyor.
Ünlü Rus yazar Lew Tolstoy’un güzel bir sözü vardır: "Kibir ve inat, bir kişinin kendini önce mükemmel görmesini sağlar, sonra da sonunu getirir." Başbakan Erdoğan’ın sorumlu bir Başbakan iken sorumsuz davranışları ortada iken, şayet Cumhurbaşkanı seçilirse, sorumsuz bir Cumhurbaşkanı olarak yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum. Ben kendisinde üçüncü dünya savaşını çıkarabilecek potansiyeli görüyorum. Allah, ülkemizi ve halkımızı bu tür  zararlı unsurlardan korusun. 
Cumhurbaşkanlığı seçiminin, PKK’nın talepleri ile doğrudan ilgili olduğu inkar edilemez bir gerçek. Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilmesini kürt oylarına endekslemiş görünüyor. Ödün verdiği ölçüde oylarının artacağını hesap ediyor. Bireysel kültürel hakların kullanılmasında önemli iyileştirmeler yapıldı. Zaten, toplumun çok büyük bir çoğunluğu bu konuda hemfikirdi. Şimdi önümüzde çok ağır istekler var. Kürtçenin ikinci bir dil olarak Anayasa’da yer alması ve başta eğitim olmak üzere her alanda geçerliliğinin sağlanması, terörist başına özgürlük ile toprak ve devlet talebi. 
Bu gerçekler karşısında Hükümet’in yuvarlak söylemlerle seçime kadar işi geçiştirmeye çalışması ve TBMM’den çerçeve yasayı geçirmesi kuşkuları artırmaktadır. ”Güvenlikçi yöntemler değil, demokratik adımlar devrede olacak. Toplumsal bütünleşme için siyasi, hukuki, sosyal, ekonomik, psikolojik, kültür, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve bunlarla bağlantılı adımlar atılacak. Bu adımları atanların hiçbir sorumluluğu olmayacak.” diyerek, yıkım sürecini hızlandıracakları anlaşılıyor. Çünkü, beş bin’e yakın silahlı PKK teröristlerinin Türkiye topraklarında cirit atması görmemezlikten gelinemez.
Başbakan Erdoğan, iktidarda kalabilmek için her şeyi yapabilecek bir ruh hali içine girmiştir. Bundan dolayı, vatan, millet ve bayrak, sevgi ve birlikteliğinden hızla uzaklaşmaktadır. O’nun için bu kavramların pek önemi kalmamıştır. Din ve mezhep üzerinden birlikteliği esas almaktadır. Attığı tüm adımların hukuka aykırı olduğunu çok iyi bilmektedir. Siyasallaştırdığı adalet mekanizmasını istediği gibi kullanmaktadır. Atatürk Cumhuriyeti’ne, Türklere ve alevi topluma beslediği kin, O’na güç vermektedir. Çaptan düştüğü zaman, Yüce Divan yolunda, yanaşma ve yandaşlarının kendisini yalnız bıraktıklarını gördüğünde, “kendim ettim kendim buldum” türküsü işine yarayacaktır.   
  Elbette, barış insanlar için çok önemli bir unsurdur. Barış sağlanamayan bir toplumda huzur olmaz. Çünkü huzurlu bir toplumun oluşması için en önemli etkenlerden biri barıştır. Barışın sürekliliğinde güven unsuru çok önemlidir. İmralı’da yapılan görüşmelerin tutanaklarının yayınlanması gerekir. Nasıl ki, Başbakan Erdoğan’a güvenmek aptallık olacaksa, PKK’dan silahlarını bırakmasını beklemek iki misli aptallık olacaktır. İki taraf için de her şey seçime kadar. Taraflar, çözüm sürecinde fırsatçılık yapmanın toplumsal uzlaşmaya zarar vereceğini anlamalıdırlar.
Sonuç olarak; Millet bölen bir Cumhurbaşkanı istemiyor. Cenab-ı Allah bu millete ve devlete yok olmayı göstermesin.  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.