Sosyal medya, hayatımızın neredeyse her alanına nüfuz etmeye başladı. Düğün davetiyelerimizi göndermekten doğum günü ve bayram tebriğine, arkadaş edinmekten ilişki durumumuzu ilan etmeye varıncaya kadar birçok konuda sosyal medyadan yardım alıyoruz. Yani sosyal medya yaşamımızın her alanını kuşatmış durumda.

Bu denli yaşamımıza giren sosyal medyanın ne yazık ki kimi değerlerin yıpranmasına da yol açtığı da bir gerçek. Örneğin alçak gönüllülük, sosyal medyada göz ardı edilen değerlerin başında geliyor.

                Arkadaşlarımızla görüşmek, kısa sürede birçok insana bilgi ulaştırmak, güncel gelişmelerden anında haberdar olmak, fikir ve eleştirileri özgürce paylaşmak, gündem oluşturmak gibi birçok yararı var sosyal medyanın. Ancak sürekli kendini ve yaptıklarını anlatma, paylaşımlarla dikkat çekme, takipçi toplama ve beğenilme gereksinimi alçakgönüllülüğe izin vermiyor. Geri planda durma gayreti, kendini anlatmak zorunda kalmaktan duyulan mahcubiyet, büyüklük taslamama gibi değerler sosyal medya girdabında yok olup gidiyor.

                Sosyal medya, insanın sürekli kendi reklamını yapmasını, yani kendini pazarlamasını zorunlu kılıyor. İşlerini, fikirlerini, başarılarını “dikkat çekici” bir biçimde paylaşmayanlar, sosyal medyada ve giderek gerçek yaşamda “muteber” kabul edilmiyor.

                Rahmetli Hocam Prof. Dr. Ata Tezbaşaran’ın odasında “Siz hiç, bir kuyumcunun bağırdığını duydunuz mu?” diye yazardı. Değerli bir malı veya fikri olan kişinin dikkat çekmeye veya beğenilmeye gereksinimi yoktur. Eğer bir fikir değerliyse er geç karşılığını bulur. Ne yazık ki günümüzde, sosyal medyanın da etkisiyle herkes ön plana çıkmaya, ne kadar önemli işler yaptığını birbirine anlatmaya çalışıyor. Günümüzde, Ata Hocamın bahsettiği “kuyumcu”lara rastlamak o kadar zor ki…

                Evliya Çelebi zamanımızda yaşasaydı, her gezdiği yeri Instagram’da paylaşır mıydı? Mevlana beyitlerini Twit’ler miydi? Youtuber Dede Korkut, ne kadar güzel hikâye anlatıyorum diye kasım kasım kasılır mıydı? Yusuf Has Hacip, Facebook paylaşımlarının ne kadar beğenildiğini merak eder miydi? Yoksa sessizce emeklerinin ve fikirlerinin değerini bulmasını mı beklerlerdi?

                Kuşkusuz adını andığım Türk büyükleri, bugün yaşasaydı sosyal medyayı belki de etkin bir biçimde kullanırlardı. Çünkü sosyal medya, yaşamımıza birçok açıdan katkı sunan önemli bir iletişim seçeneği durumunda artık. Burada dikkat edilmesi gereken, bu iletişim seçeneğinin kullanılma amacıdır.

                Sosyal medyadaki amacımız fikirlerimizi paylaşmak mı, beğenilmek mi? Önemsediğimiz bir konuyu insanların dikkatine sunmak mı, takipçi toplamak mı? Fotoğraf paylaşırken arkadaşlarımızın bizi görüp hasret gidermesini mi, yoksa ne kadar güzel olduğumuzu dosta düşmana göstermeyi mi amaçlıyoruz? Bir başarımızı paylaşmaktaki gayemiz bilgi vermek mi, reklam yapmak mı?

                Sonuç olarak yaşamımıza hızlı bir biçimde giren sosyal medyanın, alçak gönüllülüğün geri plana itilmesine yol açtığını düşünüyorum. Oysa kişiliğimizi ve değerlerimizi yıpratmadan kullanmayı başarırsak, sosyal medya fikirlerimizi özgürce paylaşmak ve tartışmak için yani demokratikleşme açısından oldukça önemli olanaklar taşıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.