Akdeniz Belediyesi’nin yeniden düzenleyerek küçük bir parka dönüştürdüğü Müftü Deresi kenarındaki bir banka oturup alnımı güneşe verip derin düşüncelere dalıyorum.

Kişi kaybettiği şeylerin dökümünü yapınca sahip olduklarının değerini daha iyi anlıyor.

Vurgu yaptığım değerlerden para, mal mülk gibi günümüzde uğruna kırk takla atılan şeyler anlaşılmasın sakin, bunlar yaşam için her ne kadar önemli olsalar da sonuçta tekrar kavuşulabilecek değerlerdir.

Ben, zamandan, mekandan, şuan aramızda bulunamayan insanlardan söz ediyorum.

Müftü Deresi, benim belleğime yaşadığım sürece izi asla silinmeyecek olaylarla kazınmıştır.Bu nedenle bana bir çakıl taşı dahi verilmese de bu dereyi sahip olduğum değerler arasında sayarım hep.Benim bu sahiplenişimden kesmeciklerinde haberi bile yoktur hani. Kimi zaman köprünün başında durur, kimi zaman  bir köşesine ilişir  suların Toroslar’dan getirdiği havayı içime çekerim.

Örneğin, bu oturduğum yerde bir zamanlar Doktor Viktor’un evi vardı. 1960’lı yılların sonunda taşan dere evin bir bölümünü alıp götürmüştü. O günü daha dün gibi anımsıyorum; sel köprüyü de yıkmış, derenin karşı yakasında oturan sınıf arkadaşlarımız okula gelememişti. Ulaşım sorunu askeriyenin kurduğu seyyar köprüyle çözülmüştü.

Hey gidi günler hey!..

Ya şu derenin içindeki o beyaz taşa ne demeli?

Kökü derinde olmalı ki onca sel yerinden kıpırdatamadı.

Dereye kanalizasyon ve atık sular bağlanmadığından günümüzdeki gibi pis değildi.Dere kenarı denizden sıkıldığımızda özellikle hafta sonları uğrak yerimizdi.O beyaz  taşın çevresi diz boyunu aşan derinlikteydi; hiç kaçırmadığımız Mersin İdmanyurdu  maçlarının yolunu kendimizce göl olarak değerlendirdiğimiz o derinlikte yüzdükten sonra tutardık.

Bizden büyük ağabeylerin yardımıyla girdiğimiz maçta avazımız çıktığı kadar “Selam sana İdmanyurdu şöhretin saracak bütün yurdu…” diye bağırırdık.

Düşünüyorum da o günler tatlı bir anı artık.

Ne o şanlı İdmanyurdu’ndan eser kaldı, ne de o eski bizden!..

Doğal halini yitiren Müftü Deresi ise zamana ve biz insanların hoyratlığına direnip varlığını koruyor.

İşte benim sözünü ettiğim değerler bunlar. Asıl bunlara sahip çıkmalıyız.

Üç beş metre kare arsa elde edebilmek uğruna denizi doldurup  kent merkezindeki o güzelim sahilin ırzına geçtik.

Neymiş efendim doldurulan yerlere park yapılmışmış!

Hadi canım siz de!

İş ne olursa olsun yapmak değil, asıl önemlisi varolanı geliştirip kentin karakteristik özelliklerini taşıyan eserler ortaya koymak, daha da önemlisi onları korumaktır.

Oturup düşüncelere daldığım şu mekanın, birilerine rant sağlamak için bugüne kadar kaç kez değiştirildiğini unuttum.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.