Güneş iyice etkisini yitirmeye başladı. Karınlarını doyurma güdüsüyle denizden kopup Müftü Deresi’nin derinliklerini geçici olarak yurt tutan martılar, insanların yarattığı karanlığa inat kar beyazı kanatlarını nazlı nazlı çırparak suyun üzerinde dans ediyorlar.

Benim düşüncelerimse hala kaybettiğimiz değerlere takılı.

Neden her şeyi doğru dürüst yapmayız biz?

Bir yeri yaparken bir başka yeri yıkmamız şart mı?

Akdeniz Belediyesi derenin doğu yakasını düzenlemiş, ya Yenişehir Belediyesi sınırları içinde kalan batı yakası?

Müftü Köprüsü’nden başlayıp Hilton Oteli önü dahil sanki yıllarca el değmemiş gibi.Ne zaman geçsem terk edilmişliğin hüznü sarar içimi.Kırık dökük banklar, kırılmış betonlar, yerinden sökülmüş parke taşları, eğri büğrü pergole demirleri …anlayacağınız adeta dökülüyor.

Çöplüğü aratmayacak konuma dönüşen deniz fenerinin de bulunduğu o alanda bir zamanlar Akdeniz Plajı’nın olduğunu, sıcaktan bunalan Mersinlilerin bir koşu gidip ak köpüklü dalgaların koynunda serinlediğini günümüzde  kaç kişi anımsıyor dersiniz?

Hadi gel de iç geçirme, bugün sağlıklı bir şekilde denize girebilmek için en azından 35-40 km yol gitmek durumundayız.

Kaybettiklerimize mi yanalım, yoksa yapılanların yozluğuna mı?

Hani dedim ya, önemli olan yapmak değil, yapılanı koruyup yaşanır kılmaktır.

Tüm yurtta olduğu gibi kentimizde de özellikle 1980 sonrası yap-boz anlayışı egemen oldu.İş başına gelen belediye başkanının kafa yapısına göre, kentin kaldırımları, cadde-sokak isimleri, araç renkleri, belediyenin arması vb. şeyler tümden değişiyor.

Oysa, kentlerin de bir kimliği vardır. Kentler, ancak kimliğini koruyarak geleceğe taşınabilir.

Gelin görün ki, gözünü iktidar hırsı bürümüş politikacılar ile ruhunu rant tutkusuna ipotek etmiş gözü doymazların elinde oyuncağa dönüşen kentlerimiz özgün değerlerinin tümünü yitirdi.

Bu bozulma kentlerle sınırlı kalmıyor, günümüz insanı yenileşme adına yerleşik tüm değerlere düşman ediliyor.Sıradan sayılan değişimler üst üste yükseldiği zaman bizi biz olmaktan çıkarıyor; yozlaşıyoruz.

Sonrası, çalma çırpma, kavga dövüş, vurgun talan gibi çirkinlikler peş peşe sıralanıyor.Toplumun çoğu kaybettiklerinin farkında değil; farkında olanlara  ise, çekilen acıların yanı sıra kaybedilenlere yanmak kalıyor.

Bütün bunlara sadece geçmişe duyulan özlemle dikkat çekmiyorum; kaybettiklerimizi gözden geçirip elimizde kalanları daha iyi sahiplenemeyiz mi acaba?

Kişi olarak ekonomik nedenlerle bazı şeyleri edinemesek de, bazı değerleri(benim Müftü Deresi’ni sahiplendiğim gibi) sahiplenmemize kimse engel olamaz.

Bize emanet olan değerlere sahip çıkalım ne olur…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.