Sadece günümüzde değil Cumhuriyet kurulduğundan beri demokrasi, ifade özgürlüğü, yasama ve yürütmeyle ilgili sıkıntılar vardı ve bu tartışmalar artarak devam etmekte.

Genelde de senaryo aynı, muhalefetteyken sistemin antidemokratik ve eksik olan tarafları doğru ve hakkaniyetli bir şekilde tespit edilip eleştiriliyor, iktidara gelindi mi eleştiriler rafa kaldırılıp, muktedirliğin takvimini uzatmak için genişletilmesi ve demokratikleştirilmesi salık verilen bir konuyu vatan topraklarına saldırı, hainlik ve beka sorunu olarak adlandırırlar.

Maalesef, bu gelenek istisnaları olsa da bir sonuca ulaşamadığı için kesintisiz devam etti. Çünkü; iktidarlar kalıcılığı; özgürlük ve refahla değil en küçük sendeleme de düşmanlaştırma ve korku senaryolarıyla ayrıştırmadan, karşı tarafı kriminalize ederek yalnızlaştırmakta aradılar.

Bugünlerde yaşadığımız bir olay, tarihin tekerrür ettiğinin kanıtı niteliğinde. Baroların desteği ile Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na getirilen ve iktidarı en çok eleştirenlerden biri olan Metin Feyzioğlu, geçen zaman içinde desteğini aldığı avukatların karşısına geçti ve onu oraya getiren düşünceyi ve fikri unuttu.

Hatta yeni bir yasa teklifiyle baro örgütlenmeleri ve etkilerinin azaltılmaya çalışıldığı belirtilen baro başkanları Ankara’ya yürüme kararı aldı. Ve Birçok baro başkanı, bu teklifin fikir babası ve katibinin Feyzioğlu olduğunu dile getirdi.  İçlerinde yaşı yetmişi geçen birçok başkan iktidara ve kendilerinin başa getirdiği Feyzioğlu’na karşı Ankara’ya yürüdüler. Yolda güvenlik güçlerinin engellerine takıldılar, Ankara’da iki gün yağmur, fıtına içinde polis ablukasında tutuldular, belediyenin gönderdiği, yiyecek, su, sandalye ve kıyafetler dahi kendilerine verilmedi.

Ama sonuçta yapmak istedikleri eylemi kararlılıkla yerine getirip mesajlarını verip iradelerini beyan ettiler. Bu da ülkemizin demokrasi ve hukuk tarihinde yerini alacak bir olay olarak ülke belleğinde kalacak.

Hukukçular daha iyi bilir ama yaşadığımız bu olaylar, odalar, partiler, derneklerin tüzüklerinin bir daha incelenmesi gerektiğini bizlere göstermekte.

Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bir kuruluşun kaderi ve söylemleri bir liderin değil, kanunla üyelerinin ve tabanın elinde olmalıdır.

Böyle olursa, kurumun söylemleri ve duruşunu lider ve dar kadrosunun çıkarları değil; üyelerin ve tabanın demokratik ve çoğulcu fikirleri belirler.

Bu yönden barolarda yapılmaya çalışılan değişiklik iyice incelenmeli, kişilere ve kadrolara hizmet edip, çoğunluğu sessizliğe sürüklüyorsa karşı durulmalı, hatta üyelerinin fikirlerini, demokrasi namına çabalarını boşa çıkarmaya sebep olan tüzükteki açıklar onarılmaya gidilmelidir.

Bu tartışmanın öznesi olan hukukçular örnek olup, bu sınavdan geçemezse, basında sınıfta kalır, yasama da, demokrasi de…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.