Meclis’te hiçbir yaptırım gücü olmayan muhalefet partileri havanda su dövüyorlar!

Memlekette denkleme denge olacak gerçek anlamda muhalif sol darmadağın edildiğinden terazinin kefesi dinci sağ adına çok ağır basıyor!

Everensel soldan boşaltılan alanda emperyalist güdümlü ayrılıkçı akımlar rol kesiyor!

Gelişmelerin ayırdın da olan gören göze, düşünen beyne sahip yurtseverler çözümsüzlüğün sarmalında uğunuyorlar!

Nazımın dizelerinde tanımladığı gibi hava kurşun gibi ağır!

Boşa mı öldü ağabeylerimizin yanı sıra yoldaşlarımız?

Biz mahpusları bugünleri görmek için mi yatmıştık?

Şimdilerden daha umutlu olduğum geçmişe uzanıyorum:   “... Sabah saat beş suları özgürlüğümü gagasının arasında tutan kuş, ‘Ver elini Gündoğmuş’ deyip Erdemli’den havalandı. Sol bileğimdeki kelepçe sağ elinden yanımdaki arkadaşa bağlıyor beni. Sağı, solu, önü, arkası askerle sarılı kafilemiz orta boy bir Mercedes otobüse bindiriliyor. Kafile komutanı uzman çavuş; etraf yemyeşil olsa da hepimizde solgun bir durgunluk. Otobüs ilerliyor. Askerler ürkek ne de olsa yükleri siyasi suçlu! Elleri hep tetikte! Otobüsün içindeki hava gergin, dışarısı ılık oksijen dolu; bir çocuk eşeğe binmiş diğeri ağlayarak koşuyor ardından. Yolun sağı hep çamlık. Çam da sağlam ağaçtır ha. Her bir çamda yılların izi var. Sol taraf ise uçurum. Sonra alabildiğine uçsuz bucaksız deniz, üzerinde çeliksi mavi ışıltı... Otobüs uçuruma paralel yoldan yılan gibi kıvrılıp ilerlerken daldığım düşten başında bir şeyler satmak için bekleşen çocuk görüntüleri koparıp kendime getiriyor beni. Oldum olası dayanamam özlem yüklü çocuk bakışlarına. Kimisi ayağı yalın çocukların ellerindeki tabaklar meyve dolu, yürekleri umut. Erkek çocuklar cin gibi, kızlar ürkek. Ama hepsi daha oyun çocuğu. Keşke durup şunların hepsini sevindirebilsem düşüncesi geçti gönlümden; ancak mümkün değil; bilmem ki gönül neden hep olmazı ister… Küçük çaplı bir yerleşim alanından geçtiğimizden otobüsümüz yavaşladı. Yılların ezilmişliği yüzündeki çizgilere yansımış yaşlı kadın elinde bir cingil yoğurtla bekliyor. Satıp bir şeyler alacak belli. Yol tekrar deniz kıyısına yaklaştı, kayalarla kaplı sahil yer yer kumluk, kumsalın bitiminde sebze tarlaları. Toprak damlı evler bir tuhaf, doğunun köy evlerini andırıyor. Şu çelişkiye bakın siz, elleri nasırlı toprak adamları, kızgın güneşin altında geçim uğraşı verirken, hemen birkaç metre yanında sere serpe uzanmış kadınlı erkekli insanlar bronzlaşmak için güneşleniyor... 30.06.1983 Gündoğmuş” 

Gündoğmuş Cezaevi’ne ulaştıktan sonra, unutamadığım anılar arasında yerini alan yolculuğun etkisiyle aşağıdaki dizeleri not düşmüşüm:   Ah yanımızdan geçip de bize bakmayan kervan/ denizin yanında durup da denize giremeyen/ ah elleri nasırlı adam/ hayalini görüp de kavuşamadığım/ ah çocukluk sevdam. Sıcacık avuçları tutarak bakamadığım/ ah terli anlımla gördüğüm yakamozlar/  sizler küpeşteye çarparken pırıl pırıl/  ah ben denizdeki ağları düşünüyorum/ evde ekmek bekleyen çocuklar için...

İnsan bir yerlere gitmese de hep bir yolculuğun içindedir...

 “Neden bunca derine daldın?“ derseniz, bizler mahpustayken bile yüreğimiz varlığımız borçlu olduğumuz bu topraklar ve kavruk insanları için atardı!

Çünkü muhalifliğimiz, insana, sevgiye, emeğe, üretilen değerlere değil, zalim düzeneydi!

Bugün kahrolarak tanılık ettiğimiz öldürmeler, yakıp yıkmalar, kırıp dökmeler karşısında insanlığımdan utanıyorum!   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.