Evden ayrılıp otomobilimle işe giderken yolda o anda hesaba katmadığım düşüncelere dalarım. Sağımdan solumdan çeşit çeşit otomobiller akıp gider. Gidişli gelişli yollarda karşımdan gelen otomobiller de ilgimi çeker. Her biri çok iyi tasarlanmış, albenisi yüksek… Sahipleri güle güle kullansın gibi iyi dileklerde bulunmaktan başka ne denilebilir ki… 
Otomobillerin sahipleriyle ilgili değil anlatmak istediklerim, doğrudan otomobillerle ilgili. Yolları işgal eden otomobillerin markasına bakıyorum. Kendi otomobilim de dâhil olmak üzere hemen hemen hepsi yabancı marka. O kadar çok marka var ki hepsinin adını yazsam, bana ayrılan köşeye sığmayacağından eminim.
Bu yabancı marka otomobiller ister istemez, bunların hepsini ithal etmek zorunda mıyız sorusunu getiriyor akla.  Hiç yoksa yarısını biz üretemez miyiz? Ekonomist değilim, ama böyle bir soru yöneltmek için de ekonomist olmak gerektiğini düşünmüyorum. Neden hep yabancı markalar? Kimilerinin böyle bir soru yöneltilince “N’olacak, eski kafa işte!” dediğini duyar gibi oluyorum. 
Kendilerini ‘yeni’ sananların, her şeyi yabancıların kullanımına sunarak nereye varmak istediğini merak ediyorum doğrusu. Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ülkemizi yönetenlerin hiç mi ‘bağımsızlık’ iddiası kalmadı? Durum böyle değilse eğer, bu ülkenin bir yurttaşı olarak bağımsız olarak kalmada nasıl bir yol izleneceğini bilme hakkım var diyorum. 
Yollarda seyreden otomobil markaları böyle sorular sormamıza neden oluyor. Alman bilim insanı Humboldt, bir dildeki bir tek sözcüğün bile bir ulusun karakterini ele verebileceğini söylemektedir. Her gün görmek zorunda kaldığımız otomobil markaları bizim nasıl bir karakter taşıdığımızı ele vermiyor mu? Kendisi otomobil üretmekten vazgeçmiş, başkalarının ürettiği otomobillere binmekten zevk alan bir ulus…  
Yabancı otomobil markalarını konu edinmem, biraz da gazeteci dostum Bekir Zorba’dan kaynaklandı.  Bekir Zorba, Sokaktan Haber gazetesindeki “Devrim Yolda Kaldı” başlığıyla yayımlanan yazısında bir zamanlar uçak üretebildiğimizi ve “Devrim” adlı otomobilin başına gelenleri dile getiriyordu. Sınırlı olanaklar içinde canla başla çalışan mühendisler ve üretmeyi başardıkları “Devrim” otomobili… Sonra da bu projeden çeşitli nedenlerle vazgeçilmesi… 
Günümüzde ülkemizin bir otomobili rahatlıkla üretebilme olanağı varken neden böyle bir yola girilmediğinin açıklanması gerekir. Otomobillerle bağımsızlık arasındaki ilişkiyi kurmak artık okuryazar olmayı gerektirmiyor. Olanaklarımızı emperyalist ülkelerin kullanımına sunmanın tehlikelerinden söz etmek ve böylece yurttaşlarımızın duyarlılığını kamçılamak yalnızca birkaç kişinin sorumluluğu olmasa gerek. Bağımsız kalmanın koşullarını oluşturmak elbette ulusal bir sorundur. Ulusal sorunlarımızı da birkaç çıkar grubunun tekelinde görmek, baştan sona bir yanılgıdır.
Unutmayalım ki Ulusal Kurtuluş Savaşı bir bağımsızlık savaşıdır ve başarıyla sonuçlanmıştır. “Devrim” de bağımsızlık düşüncesiyle üretilmiştir.  Yoksa “Devrim” den sonrası olmayacak mı? 
Kanımca üretimin her alanında bir “Devrim” gerekiyor.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.