Bir çocuk öldürmüş. Tutuklanmış. Hüküm giymiş. Ne hikmetse kapalı cezaevinden açık cezaevine çıkarılmış.
                Mahkeme süreci, tutukluluk sürecindeki izlenceler, cezaevi psikologunun değerlendirmeleri…
Biri ya da birkaçı olumlu mu oldu da, ya da her ne hikmetse ıslah olduğu mu düşünüldü de açık cezaevine çıkarıldı?
Görünen o ki; ıslah da olmamış, pişmanlık da duymamış… Tam tersine bilenmiş. Silahı olsa “Tarama” yapacakmış. “Başka birini bulamadığı için” öldürememiş… (Caninin ifadesinden)
Akıl ne için vardır ya da bilim?
Neden ille de yaşayarak ve zamlı öğreniyoruz? Ya da hayatın öğretmesini mi tercih ediyoruz?
Hapishaneler, aslında “Islah etme, topluma yeniden kazandırma” yerleridir. Dört duvar arasına alıp, soyutlama ya da bileme yerleri değillerdir.
1)      Hapishane sayısını arttırmak yerine, hapishaneye girecek sayısını azaltmaya çalışmamız gerekiyor.
2)      İlle de hapishaneye girecek olanlara da; ıslah etme, beceri kazandırma, varsa yeteneklerini ortaya çıkarma ve topluma kazandırma, psikologlar aracılığıyla pişmanlıklarını yaşama sevincine dönüştürmeliyiz.
3)      Hapishanelerin gereksinim fazlası olduğu gerçeğini yaşayarak, oraları müzelere, kütüphaneler dönüştürme çalışmalarıyla yoğrulmalıyız.
4)      Yasalarda, caydırıcılığı, farkındalık yaratmayı, uygulanabilirliliği temel almalıyız.
Yasalar; göreceli değillerdir. Tektirler. Herkes için aynı anlamdadırlar. Devletin “Baba” özelliğine uygun eşitlikçidirler.
Hiçbir gerekçe; öldürmeyi haklı kılamaz.
Dinî açıdan da öyle.
Hani, Allah’ın verdiği canı kimse alamazdı?
Bir anlık hafıza kayıplarına mı sarılmalıyız yoksa? Öldürenlerin, katledenlerin, vurup – kıranların olay sonrasında yapılan ilk açıklamalardaki gibi “Meczup” olduklarına mı inanmalıyız yoksa?
Hani derler ya; Birilerinin buna – bunlara “Dur” demesi –demeleri gerekir!
O, birileri;
Yasalardır,
Eğitim ve öğretim kurumlarıdır,
Ailedir,
Ülkeyi yönetenlerdir,
21. Yüzyılın bu iletişim çağındaki ve devletin gözetimi ve denetimi altında olması gereken her türlü iletişim ağlarıdır,
Erozyona uğramış toplumsal ilişkileri yine ve yeniden üretime yönlendirerek, mutlu insanlar yaratmaktadır…
Kızgınlıklar, üzüntüler, hınçlanmalar, feryatlar, figanlar ETKİSİZ ELEMANDIRLAR.
Biz “DUR” diyoruz!
Yeter!
Annemizi, kız kardeşimizi, kızımızı, eşimizi, sevgilimizi yanımızda, elleri ellerimizde, gönülleri gönüllerimizle ve gözleri gözlerimizde istiyoruz. Bu hepimizin en doğal hakkıdır.
Bugünün tarihini bir yerlere yazalım. Başlangıç olsun, umutlarımıza…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.