Tarihin erken dönemlerinde, edebiyattan söz edilememektedir. Edebiyatın, öncelikle sözlü edebiyatın, insanın doğayla mücadelesinin belli aşamalarında ortaya çıktığı söylenebilir. Doğayı anlamada ve doğayla ilgili söylenmemiş olanı söylemede, edebiyatın önemli bir işlevi olmuştur. Günümüzde de bu işlevini sürdürmektedir.
İnsanın doğayla mücadelesi sırasında edebiyat, yalnızca bilinmeyeni tanımlamaya çalışmakla kalmamış, kıssadan hisse çıkarılması gereken sözlü metinler, tekrarlana tekrarlana kullanılan dilin olanaklarıyla bir anlatım güzelliğine kavuşmuştur.  Masallar, efsaneler, destanlar böyle ortaya çıkmış, zamanla gelişerek bugünkü yazılı türlere dönüşmüştür. Gittikçe karmaşıklaşan toplumsal yapıdaki örtük olanın, eş söylemle anlaşılması zor olanın anlaşılmasında bu edebiyat türleri eşsiz katkılar sunmaktadır. Edebiyat ürünlerinin İlkçağlardan beri okullarda ders materyali olarak yer almasının nedeni budur.
Ülkemizde de ilköğretimden başlayarak eğitim-öğretimin her aşamasında yararlanılan edebi metinler bir yana, doğrudan edebiyat derslerinin de eğitim öğretim programlarında önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Ne var ki uygulanan öğretim yöntemlerindeki yetersizlikler nedeniyle, bu derslerin beklenen sonuçları veremediği görüşü yaygındır.
Uygulanan yöntemler arasında ezbere dayalı yöntemler, önemli bir yer tutmaktadır. Ezberlenen bilgiler sayesinde öğrenciler, içinden geldiği ve çok iyi bildiği halk edebiyatı türlerine bile yabancılaşmaktadır. Öğrenciye halk edebiyatındaki incelikleri kavratmak yerine, testlerde hangi soruların çıkabileceği ezberletilmektedir. Ezberlemenin de edebiyatla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Ezber, edebiyatla kazanılacak birçok becerinin yok sayılması anlamına gelmektedir.
Edebiyat, en başta olaylara çok açılı bakma becerisi kazandırır. Ak- kara mantığı yerine, grinin tonlarını da dikkate almamızı sağlar. Başka bir deyişle, eleştirel düşünmenin kanallarını açarak kulluk ilişkilerinden kurtulmuş, kendi başına karar verebilen, bağımsız düşünebilen bireylerin oluşmasına yardımcı olur. Günlük yaşamda örtük olanın, bilinemeyenin nasıl bilinebileceğini, kendi anlatım yöntem ve tekniğini kullanarak tartışmaya açar. Belki daha da önemlisi; okuyucuyu, edebiyatı edebiyat yapan dilin estetik incelikleriyle buluşturur.
Edebiyat bunlarla da yetinmez;  yarattığı kurmaca dünyayla, okuyucunun kulaklarına şimdiye kadar söylenmemiş olanı fısıldayarak hayal gücünü geliştirir. İnsanlığın 21. yüzyıla, hayal gücünü kullanarak ulaştığını söylemek yanlış olmaz. Hayal gücünün neleri yarattığını görüp anlamak için, yalnızca Akdeniz kıyılarındaki antik yerleşim alanlarını görmek yeterli olabilir.
Edebiyatın günümüzdeki önemini belirginleştirmek bakımından, tek başına Yaşar Kemal’in yapıtlarının 40’tan fazla dile çevrilmiş olmasının altını çizmek gerekir. Bir yazarın yapıtlarının yalnızca İngilizceye çevrilmiş olması bile, o yapıtların bütün dünyada okunduğu anlamına gelir.
Demek oluyor ki edebiyat, İlkçağlardan günümüze toplumların vazgeçilmezleri arasındadır. Okullarda edebiyat derslerinin doğru yöntemlerle öğretilmesi durumunda, edebiyata olan ilginin daha da artacağı umulmaktadır.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.