Bilinçli ya da farkına varmadan çakırdikenlerini tohumluyoruz, ayağımız batınca da “Yandım anam!” diyerek feryadı basıyoruz!

Duygusallıktan uzak bir değerlendirme yaptığımda, “Yarattığımız sorunlarda bunca yakınmaya hakkımız var mı?” diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Sorunlarla uğraşacağımıza, sorun yaratacak hareketlerden kaçınsak daha iyi olmaz mı?

Her ne kadar “Herkesin sorunu kendine büyük!" dense de, mümkün olduğunca başkalarının sorununu da dert etmeliyiz kendimize!

Ne zaman bencilce duygulara kapılsam zihnimin derinliklerinde kalan, Kunduracıyla çırağının öyküsünü anımsarım: “Zanaatkarlığın gözde olup zanaatkarın el üstünde tutulduğu dönemlerde bir kunduracı ile çırağı varmış. Usta, olgun ve bilge kişiliğe sahip, çıraksa yaşının gereği hiçbir şeyden memnun olmayan bir tipmiş. Gönderilen yerden geç gelir, verilen görevi zorsunup hoşnutsuzluğunu her halinden belli edermiş. Çırağına ders vermenin kaçınılmazlığını anlayan bilge usta, çırağından istediği bir bardak suya bolca tuzu boşaltıp karıştırdıktan sonra içmesini söyler. Çırak her zamanki gibi mırın kırın ederek suyu yudumlar, ama tuzundan içemez. Çırağını yanına alan bilge usta, uzun ve yorucu yolculuğun ardından ulaştıkları gölün kenarında durup bardaktaki tuzlu suyu göle boşaltır. Çıraktan bardağı gölden doldurup içmesini ister. Suyu içen çırağa tadını sorup 'tatlı' yanıtını alınca, ‘Bardaktaki tuzlu su gölde nasıl etkisiz kalıyorsa, dert ve sıkıntılar da kişinin bakışına göre büyür ve küçülür.'’” der bilge usta.

Evet, sevgili dostlar hangimiz kimi zaman edinemediğimiz bir ürün için üzülüp, günün içinde karşılaştığımız küçücük sıkıntıları büyütüp sorun yapmıyoruz ki?

Oysa dünyanın dört bir yanında ne acı olaylar yaşanıyor!

İnsanlar ölüyor, öldürülüyor, çocuklar öksüz ve yetim kalıyor, binlerce ananın yüreği karalar bağlıyor.

Küçücük sorunların sarmalına kapılıp avara kasnak gibi dolanacağımıza, kafamızı biraz da kirlettiğimiz dünyada yaşanan çirkinliklere yorsak daha insanca bir iş yapmış olmaz mıyız?

Bakın yıllar önce yazdığım bir şiirde duygularımı nasıl dile getirmişim:  “Üretim gırla/ Gidiyor almış başını kötü/ Rüzgar esiyor ters/ Çalış çalış hiç alma nefes/ Edilmiş kulaklar sağır/ Duymaz/ Tiz çıksa da ses Deviniyor çark/ Harekete geçiren/ El göz beyin/ Dişlerinde ter Hadi gül/ Gül gülebilirsen/ Gözlem kulesi gözlerin/ Havada kara bulut/ Kurdurmuş deniz Dolaşmışsın köyleri/ Kırık dökük/ Ekinler sararmış yoktur başları/ Erguvanın rengi/  Yaseminin kokusu/ Mutlu eder mi seni Önünde hanımeli/ Dibinde kan/ Koklasana…

Küçük ayrıntılara takılmak yerine, biraz da toplumsal sorunlar üzerine kafa yorarsak, acı çeksek de erdemli insan olmanın huzurunu duyumsarız!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.