Bu yazıda size torpilden söz etmek istiyorum. Ama çocukların bayramlarda eğlence aracı olarak patlattığı yanıcı madde değil benim anlatacağım torpil. Savaş gemilerinde kullanılan torpil de değil. Benimkisi çok daha yakıcı, çok daha zararlı… Gençlerin isteğini, kararlılığını, umudunu ve heyecanını yok eden torpil bu…

Torpil ne yazık ki, zamanımızın bir gerçeği oldu. Bugün neredeyse herkes, bir devlet dairesinde işe girebilmek veya görevde yükselebilmek için “güçlü” bir torpil arıyor. Başka bir deyişle hak etmediği bir makamın kendine verilmesini, dolayısıyla da başkalarının hakkının yenmesini istiyor. Sadece iş değil, yüksek lisans ve doktora sınavlarında bile böylesi torpil arayışları, artık herkesin bildiği bir gerçek… İnsanlarımız ne yazık ki bir yerlere gelebilmek ve yükselebilmek için liyakatin değil, torpilin önemli olduğuna inanıyor.

Durum böyle olunca eğitimin, çalışmanın, üretmenin ve başarılı olmanın çok da fazla bir kıymeti kalmıyor. Çevre, akrabalık ilişkileri, siyasi yakınlıklar; adaletin ve liyakatin önüne geçiyor. Bu da toplumsal gelişmemizi engelliyor.

Albert Einstein’ın Türkiye’de yaşadığını ve 20’li yaşlarda bir fizik mezunu olduğunu düşünsenize… Bırakın üniversitede asistan olmayı, muhtemelen KPSS ve mülakat engelini aşıp fizik öğretmeni bile olamazdı. Atomu değil, psikolojisini ve hayatını parçalardı bu yüzden. Ünlü filozof Adorno’nun genç bir Türk olduğunu varsayalım. Yeni mezun Adorno, muhtemelen şu türküyü mırıldanıyor olurdu: Ankara’da dayın yoktu, Adorno kurban niye doğdun… Nobel ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar 2019 yılında Türkiye’de bir üniversiteden mezun olsaydı, ders mi çalışırdı, kitap mı okurdu; yoksa torpili olmadığı için ümitsizliğe mi kapılırdı?

Örnekleri çoğaltabiliriz. Kısacası insanlarımız haksızlığın, kayırmacılığın normalleştiğini düşünüyor. Bu duygu, önce eğitime, ardından ülkeye duyulan güveni azaltıyor.

Torpil olgusu, sosyal medyada da sık sık gündeme geliyor. Geçenlerde gördüğüm bir iletide “Ey akademisyen” yazıyordu, “Babanın rektör veya dekan olmaması senin suçun değildir; ama kayınbabanın rektör veya dekan olmaması senin suçundur.” Şaka bile olsa, bunun düşünüldüğü bir akademide, dünya çapındaki bilimsel gelişmelere imza atılabilir mi?

Görüldüğü gibi torpil algısı, artık toplumsal bir olgu... Bu olgunun gerçeklikte var olup olmadığını veya etkisinin düzeyini bilmiyorum. Ama insanların kurumlara güveninin kalmadığını, arkası sağlam olmayanların hakkının yeneceğine dair kuvvetli bir inancın var olduğunu biliyorum. Yani insanlar ülkemizde hakkın değil, torpilin; liyakatin değil, yakınlıkların geçerli olduğunu düşünüyor. Bu duygu, özellikle gençlerimizi çok yıpratıyor.

Bilim üretmek, hastalıklara çare bulmak, felsefe yapmak, sanat yapmak yerine torpil arıyor gençlerimiz. Çalışmak değersizleşiyor, üretmek anlamsızlaşıyor. Gençlerimizin gözündeki o pırıl pırıl ışık, umut ve heyecan giderek azalıyor.

Gençler arkası sağlam olanların değil, bilgisi sağlam olanların kazanmasını istiyor. Gençler Ankara’da dayısı olanların değil, zihninde yeni bir fikri olanların ön plana çıkmasını istiyor. Gençler bu ülkeye inanmak istiyor.

Gençlerin taleplerine yanıt verilmezse, yani ülkemizde torpilin değil, liyakatin hâkim olduğu duygusu yeniden inşa edilmezse, nice Einsteinlarımız, Adornolarımız, Sancarlarımız kaybolup gideceğe benziyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.