Değerli dostlarım, hepinize tekrardan merhaba. Aylardır Türk şirketlerindeki temel eksiklerden birisi olan “güçlü sermaye yapısı” üzerine gerekli ipuçlarını ve bilgilerini verip, sizi ve ufkunuzu şirketlerdeki güçlü sermaye yapısına odaklanmaya davet ediyordum. Bugün sizinle beraber neden bu güçlü sermaye yapısı üzerinde durduğumu inceleyeceğiz.

Konunun temeline ineceğiz, sorunu tespit edecek, çözümü sunacağız dostlarım.

Türkiye’de bulunan 100 şirketten 99 tanesi KOBİ. Nedir bu KOBİ? KOBİ (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler), yıllık 250 kişiden az işçi istihdam eden ve yıllık mali bilançosu 250.000.000 TL’yi aşmayan ve bu yönetmelikte mikro işletme, küçük işletme ve orta büyüklükteki işletme olarak sınıflandırılan şirketlerdir.

Bu bahsettiğim KOBİ’ler Türk ekonomisinin kalbi falan değil, bizzat kendisidir.( %99,8 gibi bir orandan bahsediyoruz) İşte bu KOBİ’ler Türkiye’de bulunan 100 işçiden, 73 tanesini istihdam ediyor dersem belki o zaman bahsettiğim yapının büyüklüğü konusunda bir fikir sahibi olabilirsiniz.

Buraya kadar her şey normal ve beklediğimiz gibi. Ama işin ucu, işte bu noktadan sonra kopuyor. Türkiye’de yapılan 100 yatırımdan sadece 58 tanesi KOBİ’lerin. Yahu bunlar Türk ekonomisinin kalbiydi, nasıl oluyor da yatırımdaki payları bu kadar düşük? Sermaye yapıları yetersiz de ondan. Ya da süslü kelimeleri geçeyim, direk halk dilinde anlatayım: Paraları yok.

Paraları olamayınca, haliyle yatırımdaki payları da düşük oluyor. Yani yeni bir makine, yeni bir tesis, büyüme gelişme hayalleri de paraları olmadığı için yok oluyor. Bu yatırım yoksunu KOBİ’lerimiz, gelişmiş ekipmana, makineye ihtiyaç duyuyorlar. Çünkü yurtdışındaki rakipleri sürekli kendilerini ve üretim hatlarını geliştiriyor. Bizimkilerde de o vizyon var, o hayal var ama gel gör ki para yok, yani sermaye yapısı güçlü değil.

Bu satırları hayali rakamlar ile mi yazıyorum? Elbette hayır. Haklı olduğumu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin verileri kanıtlıyor. Bizim parasız ama hayali olan KOBİ’lerimiz, yapamadığı yatırımlar yüzünden 100 birimlik ihracat pastasından sadece 55 dilim alabiliyor. Parası olmayan ve dolayısıyla da ihracatta istediğini bulamayan KOBİ’lerimiz, yerinde sayıyor. Yerinde sayan şirketlerin, Türk ekonomisine bir katkısı da ne yazık ki olmuyor. Aslında katkıları oluyor da, arzu ettiğimiz seviyede değil.

Peki, bu istihdamın %72’sini, ekonominin %99’unu oluşturan KOBİ’lerimizde neden para yok, neden sermaye yapıları güçlü değil? Asıl sorulması gereken soru bu olmalı diyor, cevabını veriyorum.

Bizim şirketlerimiz, bin bir emek ile kurulan şirketler. 1950- 1980 arasında kurulan şirketler. O dönem ekonomi, bugün yaşadığımız durumdan daha kötü durumda. İşte o yokluktan var edilen şirketlerimiz bunlar. Yokluktan var edilen şirketler diyorum çünkü gerçekten yokluktan var edildiler. Hal böyle olunca, paranın kıymetini en çok onların bilmesi lazım. Aslına bakarsanız, kuruluş dönemlerinden sonra gerçekten de paranın kıymetini biliyorlar. Şirket sahiplerinin en ufak bir lüks harcamaları yok. Aksine kazanıyorlar ama hala işe şimdi bizim için külüstür diyebileceğimiz araçlarla gidip geliyorlar.

Ne oluyorsa, bu son 10 senede oluyor. Bizimkileri bir lüks sevdasıdır, alıyor ve gidiyor. Önce arabalar değişiyor. Şirketin o seneki kar-zarar durumuna göre araçlar alınmaya başlıyor. Sadece araçlarla kalsa yine iyi, arabaları evler ve yazlıklar izliyor. Şirketin yatırım kapasitesini, şirket sahipleri hayat standartlarını yükseltmek için kullanmaya başlıyor. Zaten dananın kuyruğu da tam burada kopuyor.

Bizim şirket sahipleri dostlarımız, basiretsiz insanlar. 100 lira para kazanmışlar. Yeni bir makine alırlarsa, üretim maliyetleri düşecek. Yurtdışındaki rakipleri ile mücadele edebilecekler. Evet, makine pahalı, 110 lira. Belki 10 lira borca girecekler ama üretimleri değişecek. Bizimkiler tam burada işte gidip araba almayı, ev almayı ya da yaşam standartlarını yükseltmeye yönleniyorlar. Hal böyle olunca da, rekabet güçleri düşüyor. Küçükken orta olmaya, ortayken büyük olmaya gidecekleri yolda; lüks hayatı seçiyorlar.

” Meraklısına not: Bakın geçtiğimiz hafta bu lüks sevdasını kaleme almıştım. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.”

Evet dostlarım, güçlü sermaye yapısı diye diye dilimde tüy bitmişti.

Güçlü sermaye yapısının gerekliliğini size elimden geldiğince izah etmeye çalıştım.

Tabi siz bu yazıyı okuduktan sonra gidip hala lüks arabalara bakabilirsiniz, çünkü hayat sizin. Para sizin.

Ama unutmayın, ekonomi hepimizin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.