Ekonomi yönetimi tarafından yayınlanan ekonomik verilere pek güven kalmadığı için, Türkiye ekonomisini yabancı kaynakların açıklamalarına göre değerlendirmek daha gerçekçi oluyor. Amerika Merkez Bankası (FED) analistleri önde gelen 15 gelişmekte olan ülkede ekonomik kırılganlığı en yüksek olan ülkenin Türkiye olduğunu açıkladı. Bu değerlendirme yapılırken,  cari dengeler, faizler ve döviz rezervlerinin  ekonomik üretime oranının en önemli endeks olarak ele alındığı belirtiliyor.
 
Biz istediğimiz kadar güçlüyüz diyelim, yabancı yatırımcılar rakamlara bakarak Türkiye’nin ne durumda olduğunu değerlendiriyor. Faiz oranlarının yüksekliği, düşürülemeyen enflasyon, cari açığın Milli Gelir’e oranının yüksekliği, büyümenin lokomotifinin üretim değil borçlanma olması, yavaşlayan büyüme ve ekonomik durgunluk, özel sektörün borç yükünün artması, bunun yanında kamu borcunun Milli Gelir’e oranının düşük olması ve maliye bütçesinin değerlendirilmesi Türkiye ekonomisinin gerçek durumunu açıklıkla yansıtmaktadır.
 
Yukarıda belirtilen değerler incelendiğinde, kamu borç stoğunun azalması ve bütçe dengesi haricinde tüm ekonomik verilerin kötü gittiği görülmektedir. Bir de, bankacılık sistemine olan güvenin kendini  koruduğu görülecektir. Ekonomi Bakanı’nın; “yıllık faizler cesaretli bir şekilde aşağıya doğru çekilmeli” sözünün ekonomide yeri yoktur. Faizlere baskı uygulamaya kalkıştığınız zaman piyasanın sopası kafanıza inecektir. Çünkü, faiz, içinde bulunulan ekonomik durumun sonucudur.
 
Önemli olan dünyanın en büyük havaalanını, en uzun köprüsünü ya da en yüksek binasını yapmak değil, ülkenin ve halkın toplu bir şekilde refahını artırmaktır. Sadece inşaat işleri, gayrimenkul rantı ve borçlanarak ekonomide istikrarı sağlamak ve büyümeyi gerçekleştirmek olanaklı değildir. Size bugün borç verenler, çeşitli nedenlerle yarın borç vermeyebilir. Nitekim, Amerika Merkez Bankası’nın (FED) küçük bir faiz artışı Türkiye’de ekonomik kaos yaratmaktadır. Amerikalı ve Avrupalının kafasında Orta Doğu ülkesi muamelesi gören Türkiye için tehlike çanları daha kuvvetli çalmaktadır.   
 
Nasıl ki, ünlü yazar Ernest Hemingway’ın “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” romanında, ortak amaç doğrultusunda, bir toplumsal mücadele için, aynı ulustan bilinçli insanların öyküsü anlatılıyorsa, Türkiye’de de adaletli ve dengeli bir toplumsal kalkınma için verilen mücadele anlatılmalıdır. Bunun yolu da tek bir şeyden geçer: Üretim, üretim, üretim…
 
Bugün içinde bulunduğumuz durum üretim açısından pek iç açıcı değil. İş camiası ve vatandaş hükümetin borçlanarak bütçe ya da cari açığı kapatmasından yanadır. Özellikle hazineden beslenenler bunun için can atar. Çünkü, hükümetler borçlanarak açık kapatma yolunu seçmezse, başvuracağı iki yol vardır. Bunlardan birincisi vergileri artırmak, diğer ise zam yapmaktır. Her iki durumda da cepten para çıkacaktır. Ayrıca, alınan borçlardan pay kapma, yani hazineyi tırtıklama şansı da ortadan kalkacaktır. Türkiye’nin, ne kadar harcama, o kadar rüşvet ve yolsuzluk çarkına girmesi, ekonomik dengeleri altüst etmektedir.    
 
Türkiye’de ekonomik sorunların başında, gelir dağılımındaki eşitsizlik, cari açık ve işsizlik gelmektedir. Bu üç sorunun temelinde de üretim yani yatırımlar yatmaktadır. Durum böyle olmasına rağmen, toplum sürekli borçlanarak tüketmeye özendirilmektedir. Bu işin sonu yoktur. Zaten sonunun olmadığı da ekonominin ve halkın içinde bulunduğu konumdan anlaşılmaktadır. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.