Zaman zaman gizli bir “el”in sosyal ilişkilerimizi yönlendirdiğini hatta baskı altına aldığını düşünürüm. Sanki biz bir kuklaymışız da bu el bizim hareket ve konuşmalarımızı belirliyormuş gibi gelir bazen. Bu el, ne giymemizi, kiminle evlenmemizi, nasıl davranmamızı belirleyen oldukça güçlü bir eldir: “El âlem ne der?” kaygısı.

Şanlıurfa’nın bir köyünde öğretmenlik yapıyordum. Aynı zamanda köyde müstakil bir evde kalıyordum. Hafta sonuydu ve hava çok sıcaktı. Şortumu giyip dışarı çıkmak, biraz gezmek istemiştim. Ev arkadaşım “Aman hocam!” dedi, “Veliler seni ayıplar, bir pantolon giy.” Kendimi garip hissettim, şortumu çıkartıp pantolon giydim.

Çamaşırlarımı yıkamıştım ve kurutmak için dışarı asmam gerekiyordu. Pantolon ve gömleğin yanında iç çamaşırlarımı da asacaktım elbette. Ev arkadaşım yine “Aman!” dedi. “Öyle ele güne karşı, hiç olur mu?” İç çamaşırlarımı evde kuruttum.

23 Nisan’da bir tiyatro gösterisi yapacaktık. Bir öğrencimin doğasever bir çöpçüyü canlandırması gerekiyordu. Diğer rolleri oynayacak öğrencileri bulmuştum, ama kimse çöpçüyü oynamak istemiyordu. “Neden?” diye sorduğumda “Hocam, herkes bize güler.” dediler.

Köyde bir düğüne gitmiştim. Düğünde müzik sesinden çok kurşun sesi duyuyordum. Yediden yetmişe herkes havaya ateş açıyordu. “Neden?” diye sorduğumda, damadın babası “Şöyle şanımız olmasın mı, dosta düşmana karşı?” dedi.

Dönem sonuydu. Öğrencilerimiz ortaokulu bitirip liseye gidecekti. Tercih zamanları… Bir öğrencim benim görüşümü sordu. Teknik konulara ilgi ve yeteneğinin olduğunu, meslek lisesinin onun için daha yararlı olacağını söyledim. Bu önerimi beğenmedi. “Ama hocam, ben meslek lisesini akrabalara nasıl anlatırım?” dedi.

Sadece Urfa’da değil, her yerde karşıma çıkıyor bu gizli ve güçlü el. Bir kafede genç bir çiftin düğün hayaline kulak misafiri oldum geçen günlerde. Kız göğüs dekolteli bir gelinlik giymek istiyordu. “Ama sevgilim!” dedi erkek, “Misafirler ne der?” Düğün değil de sade bir nikâh töreni istiyordu erkek. “Yapma aşkım!” dedi kız. “Bizim bir kusurumuz mu var? Konu komşu ne der?”

Sokaktan geçerken bir babanın oğluna verdiği nasihate tanık oldum: “Oğlum, bize laf getirme, benim başımı yere eğme!” diyordu baba. Parkta bir anne kızının üstünü başını temizlerken “Yoksa sana ‘pis kız’ derler!” diyordu. Dolmuştaki kadın telefon görüşmesinde “Olur mu öyle şey canım, rezil oluruz.” diye yakınıyordu.

Örnekleri çoğaltmak o kadar kolay ki... Her gün, her an bu rezil olma, kınanma, ayıplanma endişesini yaşıyoruz çünkü. Kendi hayatımızı kendimiz belirleyemiyoruz, ne üzücü! Hayallerimizi öteliyoruz. Kendi kararlarımızı verip gerekirse kınanmayı göze alamıyoruz.

“Ne derler?” endişesi, temelde birey olamadığımızı, kendi aklımızı kullanmaya cesaret edemediğimizi, kaç yaşına gelirsek gelelim başkalarının ağzının içine baktığımızı gösteriyor. Beğenilme, takdir toplama hissi, hayatımıza yön veriyor. Sanki toplum olarak, hâlâ ergenlik dönemini yaşıyoruz.

Aslında büyük bilge Nasrettin Hoca çok öncelerden çıkış yolunu göstermişti bize: El âlemin ağzı torba değil ki büzesin! İnsanlar hakkımızda her zaman söyleyecek bir şeyler bulabilir. Gerekirse onların fikrini de alabiliriz. Ama önemli olanın bizim hayallerimiz ve kararlarımız olduğunu unutmadan…

Yoksa birey değil, köle oluruz. El âlemin kölesi…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.