Sevgili dostlar, merhaba. Türkiye, ne yazık ki bir deprem ülkesi olduğunu Elazığ’da yaşanan deprem sonrası yeniden hatırladı. Söylemesi çok zor ama elimden de bu kadarı geliyor: “Depremzedelere geçmiş olsun, ülkemizin başı sağ olsun.” Deprem sonrasında gelen haberleri takip ederken, birtakım notlar almıştım. Şimdi sizlerle o notları paylaşma zamanı.

Dostlar, öncelikle sizin de çok iyi bir şekilde bildiğiniz bir gerçeği tekrardan paylaşalım: Türk halkı gerçekten bir olduğunda, birlik olduğunda bileği bükülmez bir halk. Bu birlik ve beraberliğin en iyi maalesef ortak yaşadığımız acılarımız sonrasında ortaya çıkması ise, biraz düşündürücü.

Biz söylenileni değil de söylenmeyeni yazmaya çalıştığımız için bu hepimizin bildiği gerçeği kısaca geçtim.  Ülkemizde bir doğal felaket oluştuğunda, aklımıza hemen 2 veya 3 tane kurum geliyor.  Bu kurumlardan hepimizin ilk sıraya yazdığı kurum ise Kızılay. Konunun nereye gideceğini hissettiniz değil mi? Hayır, düşündüğünüz yere götürmeyeceğim konuyu.

Kızılay konusuna girmeden önce belirtmek istediğim şahsi bir görüşüm var. Kızılay, eskiden yurt içinde daha görünür haldeydi. Etkin bir görünürlük ve bilinirlik ile yardım ve desteğini yapardı. Şimdilerde ise yurt içinde farklı farklı dernekler, yardım kuruluşları yetmedi bir de sosyal kulüpler türedi. Devletimiz; bana sorarsanız, elindeki Kızılay gibi bir cevheri etkin kullanmak yerine bu yeni yetme kuruluşlara destek verdi. Desteği alan da yürüdü, bilinirliğini arttırdı. Bana sorarsanız devletimiz, Kızılay’ı bu noktada biraz da olsa oyun dışına çekti.

İşte bu oyun dışına çekildiğine inandığım Kızılay başkanı Mert Kınık, deprem sonrası Twitter hesabından “Bölgedeki vatandaşlarımızın olumsuz şartlardan korunması için ihtiyaç duyulan malzemeleri bölgeye sevk ediyoruz. Destekleriniz için Deprem yazıp 2868’e SMS yollayın 10TL katkıda bulunun. Dilediğiniz kadar gönderebilirsiniz. Gün dayanışma günü” demişti. İnsanların merhamet duygularının kabardığı zaman yapılan bu açıklama, zamanlama hatasıyla bir tartışmanın da fitilini ateşlemişti.

Halk, doğal olarak 1999’daki Marmara depreminin ardından çıkarılan yasayla hayatımıza giren ve kamuoyunda deprem vergisi olarak bilinen Özel İletişim Vergisi'nden (ÖİV) toplanan paraların nereye gittiği merak ediliyor. Haliyle merak edince de nereye ne kadar harcadınız diye soruyor. Yani uzun lafın kısası, tartışmanın ana hattı bu.

Yine böyle bir sorgulamanın ardından, 2011 yılında Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek; toplanan vergilerin sağlık, eğitim, duble yollar gibi 74 milyonun ihtiyacını karşılamak için kullanıldığını söyledi. Şimşek, uluslararası vergi uygulamalarında da 'tek bir harcama için vergi toplanması' mantığının doğru bulunmadığının altını da çizdi.

Aradan geçen 9 yılın sonunda, toplanan bu deprem vergisinin şehirlerin imar planlarında, altyapılarında ve tehlikeli bölgelerin oluşturulmasında kullanılmasını beklerdim. Yani kısaca şehirlerin, doğal afetlerden sakınılması adına yapılacak şeyler beklerdim. Beklemesine beklerdim ama anlaşılan ne yazık ki bir süre daha bekleyeceğim. Anlaşılan benim bu aciz (!) düşüncem, yine bir inşaat lobisine yenildi. Oysa, benim düşündüğüm gibi düşünselerdi, inşaat lobisi orada da para kazanabilirdi. Bu arada inşaat lobisini yazdığım yazıma burada ulaşabilirsiniz…

Neyse biz konumuza dönelim. Az önce bahsettiğim Kızılay – Deprem Vergisi tartışmasına “bu para şuraya şu kadar kullanıldı” ya da “nerede bu para kardeşim “diyerek dahil olmayacağım. Beni okuyanlar bilirler, ben genellikle bakılmayan taraftan bakmaya çalışırım. Ben konuya şu şekilde dahil oluyorum: “Şeffaflık ve amacına uygunluk kavramları birer meziyettir. Her yiğidin harcı değildir. Fakat konu devlet veya devletin bir kurumu olduğunda; şeffaflık ve amacına uygunluk birer zorunluluktur “

Belki Kızılay başkanı Mert Kınık, bu tweetini çok insani duygular ile paylaşmıştı. Belki de Kızılay’ın gerçekten bu desteğe ihtiyacı vardı. Orasını bilemiyoruz. Bilemiyoruz çünkü, Kızılay’ın ne kadar bağış topladığını, kasasında ne olduğunu, neyi nereye harcadığını bilemiyoruz. Az önce Kızılay’ın web sitesi üzerinden kontrol ettiğimde, faaliyet raporlarının 2018’den sonra güncellenmediğini gördüm. Güncellenen raporlarda ise yapılan yardımlardan adet cinsinden bahsedildiğini fark ettim.

Zaten konu, biraz da burada bulanıklaşıyor. Vergiyi toplayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bizim konuyu tartıştığımız kurum ise Kızılay. Kimse devletimiz, Kızılay’a 2019 yılında ne kadar parayı ne amaçla kullanması için verdi diye sormuyor. Kızılay’ın şu an kasasında ne var, onu da bilemiyoruz.

Aslına bakarsanız, Kızılay başkanının attığı tweet sonrasında çıkan tartışmada bana sorarsanız her iki taraf da haklı. Nasıl mı? Önce bir vatandaş tarafına bakalım. Vatandaş, üzerine düşen vazifesini yapmış. Vazifesi vergisini vermek idi, bu vergileri ödemiş. Ödediği bu vergilerin nerede olduğunu soruyor. Siz çocuğunuza okul harçlığı verdikten sonra nasıl hesabını soruyorsanız, işte öyle soruyor vatandaş. Gayet haklı bir sorgulama bu.

Kızılay ise, toplum yararına çalışan bir kurum. Yani izin almaksızın yardım, bağış toplama yetkisine sahip bir kurum. Onlar da Elâzığ depremi sonrası varını yoğunu ortaya koyarak ellerindeki tüm desteği vermeye çalışıyorlar. Bunun karşılığında da vatandaştan yeniden bağış istiyorlar. Aslına bakarsanız, onlar da bir yönden haklılar. Peki dostlar, suçlu var mı? Pek tabii var. Buyurun onu da sözün özü başlığı altında inceleyelim.

Yazının ortalarında bir cümle kullanmıştım. Noktasına virgülüne dokunmadan bir kere daha belirteyim: “Şeffaflık ve amacına uygunluk kavramları birer meziyettir. Her yiğidin harcı değildir. Fakat konu devlet veya devletin bir kurumu olduğunda; şeffaflık ve amacına uygunluk birer zorunluluktur “

İşte suçlu, bu cümlenin altında yatıyor. Şeffaflık ve amacına uygunluk kavramları, içerisinde para geçen her cümlenin bana sorarsanız olmazsa olmazıdır. Apartman yönetimlerine bile ödediğimiz aidatın hesabını soran vatandaş, kendisinden toplanan verginin nereye gittiğini soruyor. Bu sorgulama gayet de doğal. Sorun zaten ilk önce şeffaflığın olmamasından kaynaklanıyor. Birisi çıkıp da: “Bakın kardeşim, biz bunu buraya, şunu şuraya harcadık. İşte bu da belgeleri “dese, bu sefer konu “amacına uygunluk “kavramı üzerinden tartışılacak.  Anlayacağınız konunun bir ucu şeffaflık, diğer ucu amacına uygunluk...

Bir cümlede toparlarsak Elâzığ depremi sonrasında yaşanan bağış krizi emin olun; şeffaflık ve amacına uygunluk ilkeleri uygulansaydı, başlamayacaktı bile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.