Geçmeyecek sandığımız günler geçti; eylül ayının girmesiyle birlikte bitmeyecek korkusuna kapıldığımız kavurucu sıcağın süngüsü de biraz olsun düştü. Artık akşamları eskisi kadar bunaltıcı değil.

Eylül zaten bazı sonların başlangıcı değil mi?

Yapraklar sararır, Müftü Deresi’nde olduğu gibi sular çekilir, üzerinde milyonlarca insanın dolaştığı sahiller sessizliğe bürünür…

Bir anlamda terk ediş, kaçıştır, kimine göre de ihanettir eylül! 

Sizi bilmem, ama benim çok zamanımı çalmıştır eylül.

Bazılarının kız çocuklarına ismini verdiği eylülü ne zaman anımsasam hüznün tanımı güç duygu seli alıp götürmüştür bir yerlere beni.

Dönemin çocukları gözümde hiç büyümeyen, babasız kalan küçük bir kızın ağıtla bükülen dudaklarında ete kemiğe bürünüp gönül pencereme yerleşir.

O küçük kız, biraz ipucu versem bilmem gelir mi aklınıza?

Hani, 12 Eylül’ün ortalığı yakıp yıktığı günlerde gözaltında dövülerek öldürülen İlhan Erdost vardı ya, işte onun kızı Alaz, hani bir de ablası vardı, Türküler…

İki kız çocuğu düşünün; birisi, belki de güzel bir birlikteliğin başlangıcının anısına Eylül ismini alıyor; diğerine ise ilerde yüreğinin yanacağı içgüdüsüyle Alev, yani Alaz ismi konuyor…

Aradan 30 yıl geçmesine karşın 12 Eylül, ihanet, işkence, acı, yokluk vb. duyguları çağrıştıran yanık bir türküdür içimde.

O gün bizi, can yoldaşım Emine’nin görevi nedeniyle Adana-Tufanbeyli’de yakaladı.

Hiç unutmuyorum, sabah sekiz gibi kalktım fırına ekmek almaya gidiyorum. Kavruk bir Anadolu çocuğu asker önümü kesip sokağa çıkmanın yasak olduğunu söyledi. Çaresiz eve dönüp haber alabilmek için televizyonun karşısına geçtik.

Saat başı okunan vatanın bölünmez bütünlüğüne, kardeş kavgasının son verileceğine vurgu yapılan bildiriler…

Çanakkaleli Kamil öğretmen, posta memuru Urfalı Hüseyin ve ismini anımsayamadığım daha birkaç kişi durum değerlendirmesi yapıyoruz. Züğürt tesellisiyle gidermek istiyoruz endişemizi.

Darbe ne de olsa, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz; onlar güvenlik güçlerinin yardımcılarıdır…” nutukları atan MC iktidarının Başbakanı Süleyman Demirel’i alaşağı etmemiş miydi?

Sağcıları hedef alan darbeciler, solculara elbette bir şey yapmazlardı!

Falan, filan…

Evet, bu varsayımların tümünün züğürt tesellisi olduğunu çok geçmeden yaşayarak görecektik.

İhbarlar, gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler birbirini izleyecek, Uğur Mumcu’nun deyimiyle,

”Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan” Türk solu, kendi ülkesinin tanklarının paletleri altında silindir gibi ezildi.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.