Vesikalı Yarim, Senede Bir Gün, Murat ile Nazlı, Boş Çerçeve, Son Hıçkırık, Kara Gözlüm… Yeşilçam’ın unutulmaz aşk filmleri… Bu filmlerde çeşitli engelleri aşıp bir araya gelmeye çalışan âşıkların çektikleri çileleri, giriştikleri maceraları izleriz. Onların duygularına eşlik eder, “keşke ben de böyle sevsem, sevilsem” deriz. 

Önemli iletiler taşır bu filmler. Aşkın diğer adının emek olduğundan söz edilir. Mücadele etmeden aşk olmayacağı, kavuşmak için çaba harcamak gerektiği hissettirilir. Ancak bu filmlerde eksik bırakılan, gösterilmeyen bir öge vardır. 

Bu filmlerde kahramanlarımız bir araya gelmek için didinip durur, kötülükleri aşmaya çalışırlar. Genellikle filmin sonunda da engeller aşılır, kötülükler mağlup edilir ve sevgililer kavuşur. Âşıklar birbirine sarılır ve film biter: “SON”.

Engelleri aşıp kavuşan âşıklar, daha sonra nasıl yaşarlar? Sevdikleriyle ömür boyu aynı evi kavgasız gürültüsüz nasıl paylaşırlar? Hiç mi kalp kırmaz, küsmez, barışmazlar? Gönüllerinde o aşk ateşini nasıl canlı tutarlar. Öyle ya, sevdiğin için mücadele ettin, zorlu koşullara katlandın, engelleri tek tek aştın, tamam. Ya sonra… Asıl hikâye bundan sonra başlamıyor mu? İşte Yeşilçam burayı, asıl hikâyeyi eksik bırakıyor.

Biz filmleri izlerken sürekli nasıl kavuşacağımızı hayal ediyoruz. Kavuşamazsak ıstırap çekiyor, türküler yakıyoruz. Acı çekmeyi çok iyi biliyoruz. Ancak engeller ortadan kalkıp kavuşunca, yani sıra yaşamı paylaşmaya gelince ne yapacağımızı bilmiyoruz. Yeşilçam bize her şeyi gösteriyor da bir ömür boyu aşkla nasıl yaşayacağımızı göstermiyor.

Lisedeydik. Bir grup arkadaştık. Hepimizin platonik aşkları vardı. Cesaret edip de sevdiğimiz kızlara bir türlü açılamıyorduk. Aramızdan bir arkadaşımız “Ucunda ölüm yok ya!” dedi, gitti sevdiği kızla konuştu. Kız da ona ilgi duyuyormuş. “Biz sevgili olduk.” diye geldi yanımıza, ağzı kulaklarındaydı. Birkaç dakika sonra yüzündeki sevinç yerini bir boşluğa bıraktı. Endişesini paylaştı bizimle: “Tamam, sevgili olduk da bundan sonra ne yapacağız?” 

Arkadaşımız çalışmadığımız yerden sormuştu. Hiçbirimiz tutarlı bir yanıt veremedik bu soruya. Biz sevdiğimize açılamamanın veya kavuşamamanın sancısını çekmeyi biliyorduk, aşk acısı çekeni teselli etmeyi de biliyorduk ama sevdiğimize kavuşunca ne yapacağımızı bilmiyorduk. Şimdi anlıyorum ki bunda izlediğimiz o aşk filmlerinin de payı varmış. Öyle ya, âşıklar kavuşunca film bitmiyor muydu? 

O aşk filmlerinden şikâyetçi değilim. Hâlâ zevkle izliyorum onları. Hâlâ o filmlerdeki gibi temiz bir aşkın olabileceğini düşünüyorum. Hâlâ kötülerin er geç mağlup olacağına, hayatın iyiliklerle, güzelliklerle akıp gideceğine inanıyorum. Ama bir yandan da filmin devamını büyük bir iştahla merak ediyorum. Ben olsam, bu filmin devamını nasıl yazardım diye düşünüyorum.

Her şeyi de filmlerden beklememek gerekir belki. Herkes kendi aşk filminde oynamıyor mu? Öyleyse herkes kendi yazsın bu filmin devamını.
Siz, kendi aşk filminizin başrol oyuncuları, sizin film nasıl gidiyor? Hiç düşündünüz mü?
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.