Başlığı gördüğünüzde yazının İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimleriyle ilgili olduğunu düşünebilirsiniz; bir haftayı aşkındır onunla yatıp kalktığımızdan ve yaşadığımız garipliklerden ötürü…

Ben bu gündemin biraz dışına çıkıp, sizleri de çıkarıp nefes almak, almanızı sağlamak istiyorum ve bir süre önce sosyal medyada dolaşan bir alıntıyla başlıyorum…

“Tuş’şuz telefonlar…

Kolsuz kapılar…

Duygusuz ilişkiler…

Beyin’siz insanlar…”

Sanki eskiye rücu ediyoruz. Yazının ilk bulunduğu zamanlara ait okuduklarınızı anımsayın. Tarım toplumuyla birlikte özel mülkiyet ve artık ürünle tanıştı insan. Sonra da buna sahip olan bunlarla birlikte insanı yöneten kabile şefi, kralı ve onun yöneticisi, bürokratı girdi hayatına. Özel mülkiyeti, artık ürünü kayıt altına almak gerekiyordu; kralı, bürokratı bunu işaretlerle gerçekleştirdi. İşaretler ise yazıya ebelik etti.

Kayıtlar dışında da işe yaramaya başladı yazı; anlaşmalar yapıldı devletler arasında, şiirler yazıldı egemenlere, övgüler, ağıtlar yakıldı tanrılara ve destanlar yazıldı…

Ticaret, yazıyla daha da kolaylaştı.  Yaygınlaşan ticaret dünyayı tanımayı, bilgi üretmeyi mümkün kıldı ve el yazması kitaplarla bunu kuşaktan kuşağa biriktirerek aktarmayı… Ama tüm bunlar sadece kralın, bürokratın kısaca egemenlerin ayrıcalığında idi, zira yazıyı sadece onlar biliyor ve başkalarının öğrenmesine izin vermiyorlardı.

Yazının imkanlarının sağladığı güçle insanları yönetiyor, hükmediyorlardı. İnsanlara da onlar için üretmek ve onlar için savaşmaktan başka bir şey kalmıyordu.

Tarım toplumundan sonra sanayi toplumuna geçilince gelişen teknoloji, bilgi ve beceri gerektirdi, egemenler bunun gereğini yaptı, yazı öğretildi ve bir dereceye kadar eğitim toplumun geniş bir kemsine verilmeye başlandı.

Bilişim çağında eğitim daha da yaygınlaştı, ama toplumsal içeriği boşaltılarak teknik alanda yoğunlaştırıldı.

Eğitimin sosyal içeriğinin yok edilmesi bizi eskiye rücu ettirir oldu. Yazıyı bilmeyen cahillerin yerini; sadece üretim araçları hakkında bilgi sahibi olan, sadece istenileni üreten okuryazar cahiller aldı.

Neredeyse yaşamın vazgeçilmezi olan ve hemen her insanın ulaşabileceği yaygınlığa ulaşan TV, bilgisayar, akıllı telefonlar, internet insanların hayatını kolaylaştırdı, haz peşinde koşan tüketiciler haline getirilmesinin araçlarından oldu.

Bununla da kalınmadı, insanların beynini kullanma gereksinimini asgariye indirildi. Kullanılmayan her organda olduğu gibi yeterince kullanılmayan beyin de dumura uğramaya başladı.

Bir yanda iyi eğitimli, bilgiyi her türlü kullanma becerisini geliştirmiş ve insanlara hükmeden azınlıktaki egemenler, diğer yanda çoğunluktaki hükmedilen, üretimin bir parçası, üretilenin tüketicisi, haz peşinde koşan okuryazar cahil insanlar…

Tarihi döngü eskiye mi getiriyor bizi?!.

Ne dersiniz?..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.