Ortaokuldaydım. Bayburt’tayız. Bir okul kooperatifimiz vardı. Defter, kalem, silgi vb. tüm okul araçlarının ve gereçlerinin satıldığı…

                Satışı, büyük sınıfların öğrencileri yapardı. Kız ve erkek olmak üzere. Denetimi de sorumlu öğretmenlerdeydi.

                Kitapçılardan ya da kırtasiyelerden daha ucuza ve en doğrusu, en iyisi olarak alırdık gereksinimlerimizi bu imece kuruluşundan.

Babam PTT memuruydu. Altı kardeştik.

1)      Okul gereksinimlerimizi ucuza alabiliyorduk,

2)      Öğretmenlerimizin istediklerini de kolayca bulabiliyorduk,

3)      Bisküvi, gofret vb. türünden yiyecekler de vardı.

Kolay ulaşılabilir, ucuz, amacına uygun ve kâr amacı gütmeyen bu kooperatifler zaman içinde yok oldu. Yok edildi.

“Okul kantinleri” türedi.

Pahalı, sağlık kurallarına her ne kadar “Uyuyoruz” denilse de uyulmayan, sağlıksız ürünleri minicik bedenlere sorumsuzca bile değil ama fütursuzca sokan, tek amaç olarak; “Kâr” etmeyi hedefleyen kantinler yaygınlaştı.

                Sağlıksız beyinler yaratan ve cepleri zorlayan bu kâr yuvaları Milli Eğitim Bakanlığı’nın elbette bilgileri dahilinde oluştular, yerleştiler, yaygınlaştılar…

                Çok sonradan da olsa, bazı yerel yönetimlerin yerel üretimleri desteklemek amaçlarıyla  başlattıkları kampanyalar sayesinde;

                Kutu meyve suları yerine portakal, mandalina ve hatta limon suları içilmesini teşvik etme çabaları oldu. (Mersin’de ve Tarsus’ta)

                Ya da ayran içilmesini sağlamak vb.

……………………………

                Oturduğumuz evin hemen arka tarafında, cadde üzerinde ve geniş bir alanda “Tarım Kredi Kooperatifinin” satış mağazası açıldı.

                Çok sevindik.

                Kooperatif oluşuna,

Yakın oluşuna,

Alışılmış marketlerden daha ucuz olacağını tahmin ettiğimiz için…

Düşündüğümüz gibi oldu.

Üreticiden tüketiciye aracısız geldiği için,

Katkısız olduğu için,

Milli üretime katkı sağlayacağına inandığımız için,

Tıpkı eski günlerde olduğu gibi, üretimi, halk sağlığını, cüzdanı olumlu biçimde etkileyeceği için sevindik. Mutlu olduk.

“Geçmişe zorunlu dönüş” diye adlandırdık.

Adım adım da olsa güzellikleri sürdüreceğiz.

Evet evet “İğneyle kuyu kazmak” gibi…

Kazılır…

İnanırsak ve güvenirsek...

Yaparız!

İlköğretimin 8 yıla çıkarılması kararının bile tek başına çok önemli olduğu 28/Şubat kazanımlarını da yeniden elde etmek dileklerimle.

Not: Önceki yazımda “Atatürk gibi düşünmek” söyleminin kaynağı olarak “Norveç” yerine “İsveç” yazmışım. Üzgünüm.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.