Bina görevlisi gece yarısı kapıyı çalıp, “Abi yağmur feci yağıyor, otoparkı su basabilir istesen arabayı dışarıya alalım...” dedi. 

Mal mülk gibi olgulara kafayı takmadığımdan bir şeyler söyleyip başımdan savdım, batan gemiden kurtarılanla tesellimi bulacağım!

Yağmurla gelen Aralık’ın ilk haftası da geride kaldı; martılar ak kanatlarıyla Müftü Köprüsü’nün çevresinde uçuşuyorsa bilin ki Mersin’de kış başladı...

Evet, kış yurdun diğer bölgelerinde olduğu gibi kentimizi de etkisi altına aldı. Ağaçların kalan son yaprakları da dökülüyor, yaz boyunca kirletilen deniz derinliklerinde biriken pislikleri hırçın dalgalarla kıyıya taşıyarak ayıbımızı yüzümüze vuruyor!

Her kış mevsiminde bir hoş olurum; içimde sonyazla birlikte tohumlanan kış hüznü yağmurların yağmasıyla birlikte doruğa çıkar!

Kışı diğer mevsimler gibi değerlendirmeyin sakın!

Ekranlardan yansıyan kayak merkezlerinin görüntülerine de kanmayın!

Çünkü özelikle yoksullar için kış tam bir yıkımdır!

Zaten varsılın ne kış derdindedir ne de yaz! Kışın kayak yapar, yazınsa ister yayla, ister denizde sefa sürer!

Kışın tüm külfeti çileli Anadolu insanı içindir!

Kardan kapanan köy yolları, doktora ulaştırılamayan hastalar, sel basan evler, buz gibi odalar, soba zehirlenmeleri, sığınacak çatısı olamayan garibanlar, dağlarda yiyecek bulamayan hayvanlar…

Naçarlık kesitleri film şeridi olup akıp gider gönül penceremden...

Ve zihnimin derinliklerinde hep saklı kalan bir şiirin ”Hüzün kaplar beni gelen kışla beraber / üşürüm /  yuvası ıslanmış donan serçe misali / sokakta kalanlarla / pabuçlarım su alır / donar tırnak uçlarım /  kısılır soğuktan sesim /  simit satan çocukla Köyümüzü su baştı / sele gitti evim tarlam /  eyvah aç kalacak ailem / elin eline bakacak özlemle çocukların /  ağlıyorum / ama akmıyor gözyaşlarım /  köy bekçisi Veli’yle / Kuruyan yaprak misali / teker teker dökülür umutlarım / gelen kışla beraber…” dizelerini mırıldanır, hayıflanırım. İnsanlar ellerinde olmadan geldikleri bu dünyada neden bunca acı çekerler?

Seçkin bir azınlık çileli insanların ürettiği dünya nimetlerini tepe tepe kullanırken, diğer yanda geniş toplum kesimlerinin zorunlu gereksinimlerini karşılayamamasının sırrı nedir?

Sorunun kaynağını bilsem de, insan yanıma bir türlü anlatamıyorum!

Tüketim kültürü nedenleri daha da çoğalıyor!

Denizden dağa doğru esen rüzgâr ilikleri donduruyor!

Apartmanın köşesine tezgâhını açan seyyar umudunu gelip geçenlere bağlamış bekliyor.

Ufak tefek ihtiyaç maddeleri pazarlayan seyyar sizce günde en çok ne kadar kazanır?

Ben söyleyeyim, taş çatlasa 35-40 lira! Bu parayla ev geçinir mi söyler misiniz?

Yaşını başını almış adam bu para için gün boyu yağmurda yaşta beklerken, emeğin ne demek olduğunu bilmeyen türeme zenginlerin çocukları, emekçinin bir günlük kazancının on katını bahşiş olarak dağıtıyor!

Gel de hayıflanma!

Bir yanda hüzün, diğer yanda hayıf; duygular mengene kıskacı, arasında yüreğim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.