Başlık olarak seçtiğim dizenin Yunus Emre’ye ait olduğunu herkes bilir. Bu dizenin, yetmişine merdiven dayamış insanlara çok şey çağrıştırdığını söylemeye gerek yok sanırım. Dörtlüğün kalan dizeleri de ilk dizeyi pekiştiriyor: Geldi geçti ömrüm benim / Şol yel esip geçmiş gibi / Hele bana şöyle gelir / Şol göz yumup açmış gibi...

Tasavvuf şiiri; malının, mülkünün, hırslarının esiri olanlara bu dünyanın fani olduğunu, kimsenin malını mülkünü öbür dünyaya taşıyamayacağını anlatmaya çalışır, ama karamsar değildir. Ortaçağ yaşam biçimi dikkate alındığında bu dünyanın faniliğini öne çıkarmak çok önemlidir. Açgözlülere, halkının ekmeğini elinden alıp zulmedenlere başka ne denilebilir ki… “Padişahım böbürlenme, senden büyük Allah var.” diye seslenmek de aynı kapıya çıkar.

Yalnızca bunlar değil söylemek istediğim. Başta da belirttiğim gibi yetmiş yaşına yaklaşanlar, ister istemez geriye dönüp kat ettiği yolu öyle ya da böyle gözden geçirmek isterler. Geriye dönüşlerin kimi zaman mutluluk verici, kimi zaman da can sıkıcı olmasına şaşırmamak gerekir. Yaşamın diyalektiği tekdüzeliğe izin vermez. Her şey inişli çıkışlı olmak zorundadır. Buna karşın herkes neye odaklanmak istiyorsa ona odaklanır. Yani kendi geçmişinin ilgi duyduğu kesitini irdelemeye çalışır.

Ömürler gelip geçerken, geriye dönüp baktığımda neler sığmış ömrüme neler… Öküzlerle çekilen karasabanlar, kağnılar… Orak ya da tırpanla ekin biçmeler… Atlar ve eşeklerle uzun yolculuklar… Zor geçen öğrencilik yıllarım… Teknolojik devrimler, enflasyonlar, kemer sıkmalar… Bunların hepsi bir yana kaç darbe, kaç muhtıra sığmış kısa sayılacak ömrüme…

27 Mayıs 1960 darbesini kıt sat anımsıyorum. Büyüdükçe anlayacaktım neyin nesi olduğunu. 12 Mart 1971 Muhtırası verildiğinde lisede öğrenciydim. Darbe emperyalizme karşı çıkan üç gencin 1972’de asılmasıyla tamamlanacaktı. Ardından 1974-1980 yılları arasında öğrenci olaylarının kışkırtılması ve 1980 darbesi… Yine idamlar, kıyımlar, işkenceler, ölümler… Aradan çok bir zaman geçmeden gerçekleştirilmek istenen ABD destekli FETÖ’nün başarısızlığa uğrayan darbe kalkışması…

Kısa ömrümüze bu kadar sık darbe sığmışsa, ülkemizin geleceğine ilişkin hangi sağlıklı ekonomi, eğitim, tarım ve üretim politikaları uygulamaya konulabilirdi? Bildiğim, tüm düşünenler, iktidar, muhalefet, halk, enerjisini darbelerin ve darbe kalkışmalarının etkisini tartışmaya harcamıştır ve harcamaya devam etmektedir.

Bu kısır döngüden çıkmanın yolu, demokrasiyi bütün kurallarıyla işleterek toplumsal uzlaşıyı sağlamak ve bağımsızlıkçı politikalar uygulamaktan geçmektedir. Tarihimiz, bağımsızlıkçı politikalar izlemenin somut örnekleriyle doludur. Bunun için yalnızca Ulusal Kurtuluş Savaşı yılları ve sonrasını gözden geçirmek yeterlidir. Böyle dönemlerde ulusal uzlaşı sağlanmadan zorlukların üstesinden gelinemez.

Ömrüm gelip geçerken gözlemleyebildiğim bunlar… Kalan ömrümde dilerim yeni darbelerle karşılaşmam.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.