2011 yılında başlayan ve ne yazık ki hâlâ devam eden Suriye iç savaşı, büyük acıları beraberinde getirdi. Komşumuzda yaşanan bu dram, Suriyelilerin ülkemize göç etmesinin ardından farklı bir boyut kazandı. Savaşın yıkımını derinden hisseden Suriyeliler, bir yandan sevdiklerini ve anılarını arkada bırakmanın acısını yaşadılar, diğer yandan da tanımadıkları bir ülkede ikamet etmenin yabancılığını duyumsadılar. Bu süreç, kimi ön yargıların da ortaya çıkmasına yol açtı. Ancak farklı kültürlerin birbirini tanıması ve ön yargıların aşılması için hâlâ zaman var.

Günümüzde dolmuşta, parkta, pazarda, alışveriş merkezinde Suriyelerle iç içe yaşıyoruz. Çocuklarımız okulda Suriyelilerle aynı sınıflarda okuyor. Birçok iş yerinde Suriyelilerle karşılaşıyoruz. Hatta aynı apartmanda oturuyor, onlarla komşuluk ediyoruz. Sabahleyin kapılarımızı Suriyelilere açıyoruz. Onların kültürlerine tanıklık ediyor, benzerliklerimizi ve farklılıklarımızı gözlemliyoruz. Suriyelilerden bir şeyler öğrenme, onlara kendimizden bir şeyler katma fırsatıyla günlerimizi geçiriyoruz.

Artık Suriyeliler, günlük yaşamımızın bir gerçeği. Ancak hâlâ birbirimizi tam olarak tanıdığımızı ve anladığımızı söylemek güç. Gözlemlediğim kadarıyla iki kültür, birbirine mesafeli yaklaşıyor. Mesafe ise ön yargıyı, memnuniyetsiz bakış ve söylemleri pekiştiriyor. Tanık olunan kötü bir örnek, bütün Suriyelilere mal ediliyor. İnsanın hata yapabileceği, hiçbir topluluğun bütünüyle benzer insanlardan oluşamayacağı unutuluyor.

Suriyelilere karşı ön yargılı söylemlere alışveriş merkezlerinde, otobüslerde, arkadaş sohbetlerinde, akraba ziyaretlerinde rastlamak olanaklı… Suriyeliler de Türklere karşı ön yargı taşıyor olabilir. Çünkü aynı ülkede, şehirde, mahallede hatta apartmanda yaşamamıza rağmen birbirimizin dünyasına girmiyoruz. Anlamak ve sevmek için birbirimize fırsat tanımıyoruz. Oysa tanışmak, paylaşmak, dertleşmek kısacası yakınlaşmak, ön yargılarımızın yersiz olduğunu göstermeye yetecek. Üstelik birçok Suriyeli, kurslarda Türkçe öğrendi ve çok güzel konuşuyor. Yani tanışıp dünyalarımızı paylaşmak için sadece cesur bir adım ve yürekten bir “merhaba” gerekiyor.

“İnsan” olduğumuzu hatırlamak, bizi yakınlaştırabilir mi? Suriyelilerin de bizim gibi insani kaygıları, zaafları, hayalleri, hayal kırıklıkları olduğunu unutuyor muyuz? Onların da tıpkı bizim gibi hata yapma ihtimali yok mu? Bu ortak yönler, konuşmak için iyi bir başlangıç olamaz mı?

Ortak yönlerimizin yanı sıra Suriyelilerle farklı kültürlere sahip olduğumuz da bir gerçek. Farklılıklar ise öz kültürü zenginleştiren bir ilaç gibidir. Farklı bir kültürle tanışmak, kendi kültürümüze ayna tutmamızı sağlar. Kendi eksiklerimizi gidermek, olumsuz özelliklerimizi olumluya çevirmek için kimi zaman bir yabancının tavsiyesine veya eleştirisine gereksinim duyarız. Öyleyse Suriyelilerle konuşursak, kendimizi daha yakından tanıyabiliriz.

Özetlemek gerekirse Suriyelilerle tanışmak, konuşmak ve sohbet etmek için henüz geç değil, hâlâ zamanımız var. Ön yargıları aşmak, benzerliklerimiz ve farklılıklarımızı koruyarak ortak bir paydada buluşmak için Yunus Emre’nin dizelerine kulak verebiliriz: “Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz”.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.