Ortaokul yıllarının sonu ile lise yılları arasında kalan zaman aralığı, “ilk gençlik dönemi” olarak adlandırılır.

12-13 yaşlarında başlayıp 16-17 yaşlarına kadar süren bu sancılı ve çalkantılı dönemde kişi hem fiziksel hem de psikolojik olarak büyük değişimler yaşar. Bir yandan yeni fiziksel değişimlerine alışmaya çalışan genç, bir yandan da kendi kimliğini inşa ederken dış belirlemelerle yoğun bir mücadeleye girişir. Ebeveynlerinin beklentilerine karşı çıkar, toplumsal kabullerle çatışır, hayatın anlamı üzerine kafa yorar, kuralların dışına çıkmak ve özgürlüğün tadını çıkarmak ister. Bütün bunlar, gencin kendi kimliğini inşa etme, kendini bulma arayışından başka bir şey değildir aslında.

Böylesine büyük değişimlerin ve arayışların yaşandığı bu dönemde, okuldaki sınavlar yetmezmiş gibi, önce bir liseyi, ardından da üniversiteyi kazanmak için zorlu sınavlarla da baş etmesi gerekir gencin. Yani o gencecik omuzlara, taşıyamayacağı kadar yük yüklenir. Üstüne üstlük gençleri anlamayan yetişkinler, öğretmenler ve anne babalar da tuz biber eker bu zorluklara. Bir yanda nasihat edenler, gencin kendi yolunu çizmesine fırsat vermeyip ona doğru yolu gösterenler, gençliğinde ne kadar çalışkan olduğundan söz edenler; diğer yanda sadece sınav başarısına odaklanan öğretmenler, “Konu komşu ne der?” kaygısı taşıyan anne babalar…

Nasihatlerden, yargılanmaktan, “el âlem ne der” kaygısından bıkan gençler, kendilerini anlayan kişilere gereksinim duyar ister istemez. Gençler, kendi dertlerini dert edinen, kendilerini dinleyen, içlerini dökebilecekleri bir dost arar. İşte bu dönemde edebiyat, bir sığınak oluyor gençler için. İlk gençlik edebiyatının ülkemizdeki en önemli temsilcilerinden İpek Ongun, gençlerin “anlaşılma” gereksinimine cevap veren, onları dinleyen, onların dünyasından dünyaya bakmaya çalışan yazarlarımızdan birisi. İpek Ongun, sabırlı, anlayışlı, şefkatli bir dille gençlerle empati kurmayı başarıyor. Kitaplarında çok şey öğretiyor Ongun, fakat “Doğru yol budur!” diyerek gençleri kısıtlamıyor. Onların kendi yollarını kendi elleriyle inşa etmeleri için zemin hazırlıyor sadece. Belki de bu nedenle yaklaşık kırk yıldır gençler, İpek Ongun’u büyük bir merak ve heyecanla okumayı sürdürüyor.

Gençlerin İpek Ongun’a gösterdiği bu ilgi, bu yıl bir ödülle taçlandırıldı. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) öncülüğünde 12 yıldır sürdürülen Mersin Kenti Edebiyat Ödülü, 2018 yılında, İpek Ongun’a verildi. Bu kapsamda yazar, Mersin Üniversitesi Türkçe Eğitimi Topluluğu’nun düzenlediği söyleşide öğretmen adaylarının sorularını yanıtladı. Ben de bu söyleşiye katılıp bir kez daha dinleme fırsatı buldum İpek Ongun’u. Yazarlık serüveninden, ilk gençlik edebiyatının ülkemizde çektiği sancılardan, bir yazar olarak empati kurmanın öneminden, Mersin’in kendi edebiyat dünyasındaki yerinden söz etti bu söyleşide. Öğretmen adayları, İpek Ongun’u tanımanın zevkiyle ayrıldı söyleşiden.

İlk gençlik dönemi, oldukça sancılı bir dönemdir. Bu dönemde anlaşılma gereksinimine ailesinden, arkadaşlarından veya edebiyat dünyasından cevap bulamayan gençler; kötü alışkanlıklara eğilim gösterebiliyor. Bu nedenle İpek Ongun’un kitapları, gençlere kucak açıyor. Sadece gençler değil; kendi gençliklerini, o dönemdeki kaygılarını unutan anne babaların, öğretmenlerin de İpek Ongun’dan öğreneceği çok şey olduğunu düşünüyorum.

Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’nü almaya hak kazanan İpek Ongun’u yürekten kutluyor, gençleri, anne babaları ve öğretmenleri İpek Ongun’u okumaya davet ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.