“...Şairler, bir bilme biçimi olarak,  Sezgi’nin, Duyusal’ın, Bilinçdışı süreçlerin yaratıdaki payını açığa çıkardılar.”

Yukarıdaki satırlar bir şairin; Celal Soycan’ın, kaleme aldığı “Edebiyat Akıl Dışı mıdır?” adlı makalesinden alındı.

Aklın gerçek ile ilişkisi ilgimi çekmiştir hep. Ancak bunun üzerine kafa yormamı sağlayarak düşüncelerimi bir nebze berraklaştıran Celal Soycan’ın sözünü ettiğim yazısı oldu.

Aklın gerçekle sıkı ilişkisinin sonuçları üzerine düşünmeye başladıktan sonra bir soru geldi başköşeye oturdu:

Gerçekler aklın yaratıcılığını sınırlıyor mu?

Yoksa yaratıcılığını besleyen bir rol mü üstleniyor?

Akıl bir maddenin, beynin, ürünü olsa da çok binlerce sene içinde süren evrim sonucunda bilinç, düşünce, soyutlama özellikleriyle maddeden özerkliğini kazanmış olduğunu, bir adım ileri gidersek ondan kopmadan onu aştığını bile söyleyebiliriz.

Gerçekle kuşatılmasına, sosyalleşmenin getirdiği kısıtlılıklar da eklenince, özerkliğini kazanmış akıl, bunalmakta ve özerkliğini kullanabilecek çıkış kapıları aramaktadır.

Sanat bu kapılardan biridir. Üstelik en önemlisi dersem, gerçek payı olduğu için abartımı hoşgörün. Bu kapıdan geçince düşleri, hayalleri, esintileri, sezgileri, duyguları bulursunuz; gerçeğin ve toplumun boyunduruğundan aklı olabildiğince azade eden… Akıl bir kendine gelir, genişlettiği alanda yaratıcılığını daha da geliştirme fırsatını yakalar.

Gerçek bizim dışımızda bizden bağımsız varlığını sürdürür. Biz onu duyu organlarımızla algılayarak topladığımız bilgileri, önceden de var olanların ışığında yorumlar ve beynimizde gerçeğin karşılığını oluştururuz ki buna da hakikat denmektedir. Yani bir bizim dışımızda gerçek var bir de beynimizde onun yansısı hakikat.

Soycan yazısında bu konuya şöyle değinmektedir: “Einstein’dan beri biliyoruz ki mutlak bir gerçek yoktur ve gerçek ancak birden fazla bağıntıları içinden, birden fazla kavramla açıklanabilir. Öte yandan yukarda değinildiği üzere: Gerçek, insan bilincinden bağımsızdır, nesneldir, somuttur ve bağıntılıdır. Gerçek’in insan zihnindeki yansısı, yani algıdaki karşılığı ise Hakikat’tir. Orhan Hançerlioğlu Sözlüğü’nden ( Remzi K. 1976 ) aktarıyorum : “ Gerçek deyimini özellikle Hakikat ve Hakiki deyimlerinden titizlikle ayırmalıdır. Gerçek, somut ve nesnel olarak var bulunandır. Hakikatse gerçeğin bilinçteki yansısıdır.”

Hakikat neden bu kadar önemli? Bu sorunun birçok yanıtı vardır. Burada söz konusu ettiğimiz yaratıcılık olduğundan bizim yanıtımız; hakikatin önemi yaratıcılığın bu alana gereksinim duyduğundandır, şeklinde olacaktır.

Sezgi’nin, Duyusal’ın, Bilinçdışı süreçlerin, Hayallerin, Esintilerin desteğini arkasına alarak, katkısını özümseyerek, hakikat, varoluş nedeni gerçekten kopmadan, ama onun sınırlarını aşarak yaratıcılığa tüm kapıları açar.

Gerçek, akıl ile diyalektik bir etkileşime geçmiştir; bu ilişki boyutunda bundan böyle aklı kısıtlayan değil önünü açan bir rol üstlenmeye başlamıştır.

Akıl artık özgürdür. Ve bu özgürlüğünü de en rahat kullanabildiği sahada yani sanatta alabildiğince at koşturur, yaratıcılığın sınırlarını zorlar…

Zorlama bir yana sınırsızlaştırır…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.