Anadolu’nun bazı yörelerinde “Çalağan” denen alıcı kuş Azrail artık bizim kuşağın tepesinde dönüyor. Yavan günlerime katık ettiğim başta Sudi Abaç Ağabeyim ve Gündüz Artan Öğretmenim olmak üzere bizi dünyanın çirkinlikleriyle baş başa bırakarak çirkinliklere daha çok ortaklık etemeden giden dostlarımı ne çok arıyorum ah bir bilseniz…

Geçtiğimiz günlerde amcamın oğlu olan zamansız kaybettiğimiz taydaşım Ali’nin taziye çadırının önünde beklerken, Bedii Demirseren Ağabeyimin geride bıraktığı sevgili eşini görünce, evlerinde dönemin Mozaik Dergisi adına yaptığım söyleşiyi anımsadım.

Bedii Ağabeyle öyküleri üzerine konuşurken,” Yaşamın kendisi öykü, ilham kaynağımsa memleketin renkleri…“ demişti.

Ne acıdır ki artık arı duru değerlerin yanı sıra renklerin çoğu da kirlenip soldu, geriye kalan güzelliklerden de ilham alınarak bir şeyler yapılmıyor!

Yıllar önce Bedii Demirseren’i bakın nasıl anlatmışım:

“İsmet İnönü Bulvarı’nın Orduevi ile Büyükşehir Belediye Binası bölümündeki güzergâha yolu düşenler, çoğu zaman kendi halinde çelebi birisiyle karşılaşırlar. Karşılaşırla da dikkatlerini çekmez. O’nun da zaten böyle bir istemi yoktur. Adeta bastığı yeri örselemekten korkar. Ömrü boyunca da öyle davranmış. İnsanları, doğaya ve tüm güzellikleri sevmeyi ilke edinmiş bu insan, Bedii Demirseren’dir.

Haklı olarak, Bedii Demirseren de kim diyeceksiniz. İçine düşürüldüğümüz bu yaşamda hangi güzelliğin farkındayız ki?

Bedii Demirseren, bankacı, öykücü, dil uzmanı ve en önemlisi de bir insan.

Yaptığı güzelliklere ‘Ben yaptım’ demeyen, seçtiği yaşam tarzını inançları doğrultusunda sürdürüp asla ödün vermeyen bir insan.

Anadolu’nun çeşitli yerlerinde görev yaptığı sürece boş durmamış,  her çiçekten bal alan arı misali, yurdumuzun insanlarının folkloru ve dilinden aldıklarını asil üyesi olduğu 12 Eylül yönetimi tarafından kapatılan Türk Dil Kurumu çatısı altında sürdürdüğü çalışmalarda öz Türkçemize yansıtmış, yazdığı öyküleri, ‘Büyük Balıklar’, ‘Kutsal Çile’, ‘Marpesan’ isimli kitaplarda toplayarak yazın dünyamıza katkıda bulunmuş bir dil uzmanıdır Bedii Demirseren.

Bugün, dil, edebiyat ve sanattan bihaber olan yeniyetmeler köşe başlarında ahkâm keserken Bedii Demirseren gibi değerlerimiz, çağ atlatıldığına inandırılan Türk insanının düşürüldüğü durumları içleri ezilerek izliyorlar.

Bedii Demirseren’in öykülerindeki Anadolu kokan lirik tadın, arı anlatımın ve yetkin kurgunun eteğine dahi yetişemeyecek olan sözüm ona kalemler, büyük yazar edasıyla Yeni Dünya Düzeni adı altında yükselen değerlerin savunuculuğunu yapıyorlar.

Yeni Dünya Düzeni savunucuları yükselen değerlerin peşine takıladursunlar, onların peşinden koştukları değerler bir rüzgârdır gelir geçer. Kalıcı olansa, yazının başında da değindiğimiz gibi ilkelerdir, ilkeli yaşayan Bedii Demirseren’lerdir. Olayın üzüntü veren boyutu ise, tüm güzellikler ve aydınlanmanın anası olan sanat adına hareket eden birçok kişinin, günümüzde sanatı metaya dönüştürüp yozlaştıran yükselen değerlerin dümen suyuna girmeleridir.

Her fırsatta kültür ve sanat merkezi olduğu iddia edilen Mersin’de, sanatı salt kendi uğraş alanı olan dalla sınırlı gören anlayışlarla hareket edildiği sürece, gerçek anlamda kültür ve sanat gelişmez. Olsa olsa bazı kimselerin hobilerini hayata geçirme alanına dönüşür.

Sonuç olarak, yüzde doksanımız ana dilimiz doğru dürüst bilmeyiz. Okusak yazamayız,  yazsak da konuşamayız.

Sağlıklı toplum ve aydınlık bir gelecek için Bedii Denirseren’lerin ne zaman farkına varıp kıymetlerini bileceğiz ne zaman.”( Yüksel Gazetesi 5 Ocak 1998)

Aradan 21 yıl geçmiş, ne acıdır ki biz o günlerden daha gerilere savruluyoruz!

Bu aralar Paul Auster’in Yükseklik Korkusu’nu okuyorum, romanın kahramanlarından Yehudi Usta, “Ölülerimize sahip çıkmazsak insanlıktan uzaklaşırız...” der.

Peki, bizler ölülerimize ve onların bıraktığı değerlere sahip çıkabiliyor muyuz?

Topluma kazandırdıklarıyla arkalarında güzel ayak izleri bırakan kişiliklerin anılarının yaşatılması adına yazdığım yazıların sayısını unuttum, gelin görün ki suyun başını tutan politikacı esnafı kös dinlediğinden feryatlarımız sağır duvarlara çarptı!

Bu durum kadirbilmezliğin en belirgin göstergesidir!

Kadirbilmezliğin tohumlandığı topraklarda insanlık ağacı boy verip gelişmez!

Gerçek dostlukları özlemle arıyorum...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.