18 Eylül 1982. yaprakların sarardığı soluk bir eylül akşamı, kefilliğimden sonra başladı kirvemgilin televizyonlu yaşamı.

Televizyonunuz hayırlı, günleriniz aydın olsun kirve.

Tüm aile dizildik karşısına kara kutunun. Çocuklar ön tarafta. Hepsinin yüzünde bizim de var sevinci.

Zaman akıp gidiyor, çocuklar zamandan habersiz…

Yüzlerinde hayret, gözlerinde dikkat!

Gonk, saat, müzik ve işte haberler:

İlk haber vahşet, görüntüsü vahşetin resimleri!

Yatıyor yerde ölüler, sağ kalanlarsa ağlıyor, insanlık ne zor şey, vahşete dayanılmıyor.

Aman nasıl da ağlıyor, saçlarının yolarak, çocuğunun ölüp kendinin sağ kalışına, vurulmuş serçe gibi, yerde çırpınan ana. Zorla alıyor elinden çocuğun cesedini, ak giysili Kızılhaç görevlisi.

Utandım insanlığımdan, kapadım gözlerimi…

Geriye gitti düşüncelerim; bu ilk vahşet değildi ki, kulağımda uğultular ağıtlar, yakılan yıkılan yerler, kan ağlıyor memleketim; analar, Anadolu’m emperyalizmin zulmü altında.

Doluyor gözlerim, şimdi olduğu gibi, görüyor acı manzarayı geçmiş zaman perdesinde. Ağlıyor yerde sürünen bebeler, karnı süngüyle deşilmiş ananın buz kesilmiş ak göğsünün başında.

Vahşet bir değil ki kirve, üzülüyorum, çaresizim.

Ve işte başka biri; silahlar kurtarmıyor, ne kadar güçlü olsalar da, Afrika’da açlıktan, Hindistan’da sıtmadan, İran ve Irak’ta savaştan son bulan hayatları.

Ne yapalım be kirve?

Bir şey gelmiyor elden şimdilik, üzülmenin dışında.

Komşu kızı Ayşe, bana gönlünü vermiş; öyle söylüyor Fatma Yenge.

Yuva kursam mı bilmem ki, bunca vahşetin içinde.

Ama kuracağım kirve, sen ne söylersen söyle. Çocuklar büyüteceğim kuracağım yuvada, silah namlularına gül dikecek çocuklar.

Yeşerecek, diktikleri güllerin dalları dört mevsimin dördünde; rengârenk açacak, ana renkleri ak, açacaklar dünyanın dört bir yanında…

Dokunsan kan damlayacak Afrika’da açlıktan deri kemik kalmış insanların yüzünden.

Senin anlayacağın kirve, meşenin dallarında göveren manolyayı tanıyacaksın, büklerin dibine güneş doğacak kalmayacak yarasalara barınacak yer,  keklikler yuva yapacak yazıya, gül dallarında bülbüller ötecek korkusuz, avcılar gülleri sulayacak, düşmeyecek çoban dağda kalan sürüsünün kaygısına, kurtlar saldırmayacak kuzuya…

İşte o gün emeğin bayramı olacak...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.