Ağrımaya devam ediyor göğsümdeki kırık…

elbiselerime koca bir kentin karanlıkları sinmiş gibi…

ayaklarım, kollarım, gövdem birbirinden ayrı parçalar sanki…

baş ucumda donuk bir gülümseyiş bekliyor beni…

adına mavi dediğimiz renk,

kabuğunu kırmış bir ruhu üflüyor yüzüme…

oysa benim kabuğum öyle içe çekildi ki, deniz dahi taşıyamıyor artık, sözlerimin kıyısında birikmiş susmaları…

ağlamak; nedense benim kalan, en insan yanım…

bir de gerçeğim var…

‘dokunamadığım.’

ne tek bir mülteci hüzne, ne çöp konteynırlarının dibinde açılan çiçeklere, ne karın üstündeki annesiz bedenlere, ne kaçak adımlara bir dağ gölgesinde…

bir zamanlar, bir okul çıkışında senin yüzündeki ekşiye mutlu parmaklarımla dokunamadığım gibi, dokunamadığım…

an’lar kayarken ayaklarımın dibinde…

şuan şu saatte tüm çıplaklığı ile bir balıkçı türkü söylerken gecelenmiş bir koyda…

tarlalarda gençler koyunlarında ter kuruturken bir öğle vaktinde…

sokaklardan sadece harabe haberler taşarken ekranlara….

acısını iki kolunun arasından alabildiğine açıp göğe saçacakmış gibi duran kadını, unutabilecek gözüm yokken…

bir köşeye çekilebildim sadece, azalarak…

biliyor musunuz?

git demesi kolay, insanın kendine…

“uzağa en uzağa, git.”

daha bir harlayarak yolları…

kalmak da kolay oysa…

kalmak da, en az gitmek kadar kolay…

ama kal demesi kolay değil, insanın kendine…

ah! bu umutlarımız var ya, bu kadar tatlı durmasalar kadehler de, kalmayı kaçımız yaşar ki?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.