Olayların istemlerimiz doğrultusunda gelişmediği zamanlar akıntıya karşı kürek çekiyormuşuz sanısına kapılırız. İşte bu nokta, ümitsizliğin sarmalına dolanıp teslimiyete boyun eğmenin eşiğidir.

Kişilerin yazgısı gibi, tarihin akışı da bu eşikte verilen kararlar doğrultusunda şekillenir.

Yani o eşik, var veya yok olmanın dönüm noktasıdır.

İki seçenek belirir önünüzde; ya “ha gayret” deyip yekinerek umut tarlasına su verirsiniz ya da estirilen fırtınanın anaforuna kapılıp savrulur giderseniz.

Kişiler, aileler, kuruluşlar, devletler sürekli bu savrulma noktasıyla karşı karşıyadırlar; daha doğrusu savrulma noktası yaşamın kendisidir. İnsan soyuysa önünde yaprak.

Günümüz koşullarında kimin başına ne zaman, ne iş geleceği hiç belli olmaz.

“Bu koşullarda umut tarlası nasıl tohumlanır ki?” dediğinizi duyar gibiyim.

Haklısınız. O çözümsüzlüğün sarmalında ben de az kıvranmıyor değilim.

Gün oldu hayal kırıklıkları yaşadım, gün oldu, “Görmektense çirkinlikleri / ölmek daha güzel / bir akşam üstü / dökülen sarı yaprakların altında / baharı düşleyerek…

Donmaktansa gölgesinde / övünülen Uzay Çağı’ndaki kan gölünün / belki korkakça / ama daha iyi ve onurlu / rest çekip gitmek yüce dağlara / olmak kurda kuşa yem / çürüyüp karışmak toprağa…” deyip alıp başımı gitmek istedim; ne var ki, “Tavşan dağa küsse de dağın haberi olmaz” derler ya, kişilerin tek tek yaşamdan kopması kötü giden olayları değiştirmediği gibi zalimleri daha da güçlü kılar.

Çünkü dünyaya egemen olan sistemin karşısında tek tek kişilerin hiçbir hükmü yoktur.

Onlar, istedikleri ülkeyi topları-tüfekleriyle işgal ederler; yerleştikleri bölgelerde istediklerini asar, istediklerini keserler. Fiili işgale gerek görmedikleri yerleri ise ayarttıkları yerli işbirlikçilerle kontrol edip kendi mallarıymış gibi kullanıp insanların üzerinde tepinirler.

İşgal edilen yerlerde gündüzler hep karanlıktır. Ekmekler yavan, sular kan gibidir.Tarlalardaki ekinlerin boynu bükük, gökteki kuşlar çığlık çığlığadır.

İlaçsızlıktan kırılır gün yüzü görmemiş bebeler, babalar öldürülür, çaresiz analar dövünür.

Kan çanağıdır açlıktan ağlayan çocukların çapak çapak gözleri.

Yaratılan kargaşa ortamında kardeş kardeşi gırtlaklar.

Zulüm, yokluk, yoksunluk kol gezer sokaklarda.

Gelin görün ki bunca olumsuzluğa karşın arsız mı arsız, yüzsüz mü yüzsüzdür işbirlikçiler; yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarındadır.

Çekilen acılardan daha çok satılmışların tutumu koyar, çözümsüzlük yer bitirir insanı; buz yüzlü ölüm sıcaklaşır.

İnsan yüreği taşıyan kişi, eşikte hisseder kendini; ya teslimiyet ya da ölüm!..

Ölüm, dönüşü olmayan yol…

Bir anlamda kurtuluş gibi gözükse de ölüm; yüzsüz teslimiyetçilere inat yaşamak, yaşayıp direnmek, direnip haykırmak gerek satılmışlıklarını işbirlikçilerin suratına.

Bunun içindir ki, umut tarlasına sevgi tohumları ekip çoğaltmalıyız kendimizi.

Çoğalıp, damarda kan, tende ter, üretimde emek, umut kazanında aş olup doyurmalıyız yetimi yoksulu…
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.