banner156
banner159

Bir zamanlar, batı televizyonlarından uyarlanıp ülkemizde televizyonlarda yayına konan bir program vardı, anımsarsanız: “Biri Bizi Gözetliyor”

Bir eve toplanan insanların 24 saatlik yaşantısı televizyon izleyicilerinin önüne sürülüyor ve seyircinin oyları ile gün be gün azaltılıp sonunda kalanlara çeşitli ödüller veriliyordu.

Bu olayda iki taraftan söz etmek mümkündür. Bir yanda kendi yaşamını gözler önüne seren, kendini ‘röntgenleten’  gönüllüler varken diğer yanda bunları büyük bir hevesle ‘röntgenleyen’ meraklı izleyiciler…

Program aldığı yüksek izlenme oranı ile yapımcı ve yayıncıları, kazandırdığı parayla ziyadesiyle memnun ederken; toplumu kontrol etmek ve kendine biat ettirmek isteyen otoritelere de istediği şeyi verdi: gözetlenmenin ve gözetlemenin meşrulaşması, sıradanlaşması, olağanlaşması…

Uzaya atılan yüzlerce uydunun dünyanın her tarafını ‘röntgenlemek’ için kullanılması…

Yollara, kentlere, kasabalara handiyse köylere konan ve gelip geçen herkesi ‘röntgenlemeyi’; sağlayan, bununla yetinilmeyip 24 saat kayıt yapan MOBESE kameraları…

Kamu ve özel kuruluşlarda, mini minnacık işyerlerinde bile mutat hale gelen ‘güvenlik’ kameraları…

İnsanların yaşadıkları sitelerde, apartmanlarda hatta evlerinde kurdukları ve neredeyse 24 saat kendilerini gözetlettirdikleri ‘güvenlik’ kameraları…

Çeşitli sosyal medya sistemleri üzerinden insanların en mahrem görüntü ve sırlarını ortaya saçmaları…

Bu kadar sıkıntısız ve olağan bir şeymiş gibi yaygınlaşmasında yukarıda sözünü ettiğim televizyon programının katkısı olsa gerek.

İnsanın gönüllü katılımı, hatta girişimi olmadan ‘Güvenlik’ kameraları ile yaşamın her alanının ve anın 24 saat ‘röntgenlenmesi’ ve kayıt altına alınması bu kadar kolay olmazdı.

Televizyon programının yarattığı kültürel etkinin davranışlara yansıması bu gönüllülüğün boyutlarından sadece biri sanırım.

‘Güvenlik’ görünür bahane yaratsa da daha diplerde başka şeyler de olsa gerek…

Zira, ‘Güvenlik’ sosyal medyadaki gönüllü gözetlenmeyi ve büyük bir iştahla gözetlemeyi açıklamaya yetmemektedir.

İnsanın kendini başkasında tanıması…

Sosyal onaya gereksinim duyması…

Kendini ve etrafını kontrol ihtiyacı…

Ve sosyal medyanın insanlara bu ihtiyaçları giderecek imkanlar sunması; gönüllüğün diğer nedenleri gibi durmaktadır.

Ve de işin korkuncu; bu insani ihtiyaçları keşfeden her türlü otorite, gönüllü kontrolün ve onun kolaylaştırdığı biatın yollarını bulmuş olmaktadır…

Böylece Orwell’in 1984’ü, insanların bu gönüllü desteği ile kehanet olmaktan çıkıp gerçek olmaya hızla yol almaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner135

banner150

banner151